16 June 2009

KANSERLE YAŞAMAK KILAVUZU

KANSER HASATASI YAKINLARIMIZA VEREBILECEĞİMİZ EN BUYUK DESTEĞİN, EN KUVVETLİ İLACIN SEVGİ OLDUĞUNU UNUTMAYALIM

Kanser tedavisinin yan etkileri kansızlıktan mide bulantısına, kilo alımından kilo kaybına kadar çeşitlilik gösterir. Bazen davranışsal değişiklikler veya reçeteli ilaçlar olası yan etkileri önlemek ve en aza indirgemek için kullanılabilir.

- Kansızlık
- Tat ve koku almada değişiklik
- Kabızlık
- İshal
- Ruhsal çöküntü ve yorgunluk
- Saç kaybı
- Enfeksiyon
- Unutkanlık ve hafıza kaybı
- İştahsızlık
- Mide bulantısı ve/veya kusma
- Nötropeni (kan bozukluğu)
- Ağrı
- Ağız ve boğazda yaralar
- Kilo alımı
- Kilo kaybı

Tat ve Koku Almada Değişiklik

Kemoterapi, radyasyon veya tek başına kanserin kendisi tat ve koku almada değişikliklere sebep olur. Yiyeceklerin tadını daha az alıyor olabilirsiniz yada en sevdiğiniz yiyecekler artık eskisi kadar güzel tat vermiyor olabilir.

Bu tat ve koku almada meydana gelen değişikliklerle savaşmak için doktor:
- Ağız yıkamaya yardımcı özel ürünler verebilir.
- Özel bir diş bakımı için dişçinizle bir görüşme düzenleyebilir.

Evde, tat almada meydana gelen değişiklik sebebiyle ortaya çıkan kilo kaybıyla savaşmak için uyguladığınız diyeti başka bir diyetle değiştirin.
- Size güzel gözüken ve kokan yiyecekler hazırlayın.
- Acı veya metal tadını önlemek için eti tatlı meyve sularının veya şarabın içinde salamuraya yatırın.
- Daha fazla baharat kullanmaya çalışın.
- Yiyecekleri oda sıcaklığında servis yapın.
- Eğer pişirme esnasında çıkan koku sizi rahatsız ediyorsa fırını dışarıda kullanmaya çalışın yada aspiratör kullanın.
- Pastırma, jambon ve soğanla sebzeleri tatlandırabilirsiniz.
- Eğer ağzınızda ve boğazınızda herhangi bir yara yoksa, yiyeceklere tat vermesi için portakal veya limon gibi ekşi yiyecekler kullanın.

Diyare (İshal)

Bazı kanser önleyici ve ağrı kesici ilaçlar ishale sebep olabilir. Sıvı veya lif eksikliği bu problemin artmasına sebep olabilir. Evde, ishal problemini aşağıdaki şekillerde azaltabilir veya önleyebilirsiniz:

- Her gün düzenli egzersiz yapmak (sizin durumunuza uygun olan egzersiz biçimleriyle ilgili olarak doktorunuzla görüşün).
- Her gün yeterli miktarda sıvı almak (günde 8 bardak önerilen miktardır).
- Büyük aptesinizin normal zamanından 30 dakika önce ılık içecekler için.

Eğer tavsiyeler yardımcı olmuyorsa doktorunuz aşağıdakileri önerebilir:

- Dışkı yumuşatıcılar veya magnezyum hidroksit gibi bağırsakları boşaltmaya yardımcı müshil kulanın.
- Diyetiniz süresince lif alımınızı artırın (öncelikle doktorunuzla kontrol edin- bu bazı kanser türleriyle birlikte zarar verici olabilir). Tahıllı ekmekler, tahıllar, tam buğday ekmeği, taze veya kurutulmuş meyve-sebze ve kurutulmuş tahıllar gibi yiyecekleri deneyin.

Saç Kaybı

Kemoterapinin en yaygın yan etkilerinden birisi de saç kaybıdır (alopesi). Baş bölgesine uygulanan radyoterapi gibi özel koşullar saç dökülmesine sebep olabilir. Her iki koşulda da tedavi sonra erdikten sonra saç yeniden çıkar. Bu geçici bir yan etkidir ancak pek çok kanser hastasında sinir ve depresyon duygularına yol açabilir. Eğer mümkünse bu sorunu benzer deneyimleri yaşamış diğer kanser hastalarıyla paylaşın.

Saç derinizin bakımıyla ilgili evde uygulayabileceğiniz bazı öneriler şunlardır:
- Yumuşak şampuanlar kullanın.
- Bigudilerden, boyadan, permadan veya saçınızı rahatlatıcı işlemlerden kaçının.
- Saç kurutma makinenizi her zaman düşük ısı ayarında kullanın.
- Eğer saç kaybı yaşadıysanız saç derinizi korumak için güneşe karşı kruyucu kremler kullanın.
- Saten yastık kılıfları kullanın.

Bazı insanlar kafalarını peruk, şapka, türban ve eşarpla kapatmak isterler. Eğer peruk takmak istiyorsanız size yardımcı olacak bazı ipuçları şöyle sıralanabilir:
- Peruğunuzu tam olarak bütün saçlarınızı kaybetmeden alın. Daha sonra renk ve stille ilgili istediğiniz değişiklikleri yapabilirsiniz.
- Kuaförünüz şu andaki saç tipinize uygun bir şekilde aldığınız peruğu kesip şekillendirebilir.

Alacağınız perukla ilgili olarak doktorunuzdan reçete talep edin. Pek çok sigorta şirketi masraflarınızı karşılayacaktır.

Unutkanlık ve Hafıza Kaybı

Kanser tedavi programı süresince alınan çeşitli ilaçlardan dolayı bazı insanlar zihin bulanıklığı gibi sorunlarla karşılaşabilirler.

Eğer unutkanlık ve hafıza kaybı problemleriyle karşılaşıyorsanız hemen doktorunuza danışmalısınız.

Doktorunuz aşağıdaki şekillerde bu problemin üstesinden gelebilir:
- Aldığınız ilaçların dozajını yeniden düzenleyerek
- Aldığınız ilacın bir başka türevini vererek
- Tedavinize yardımcı başka bir ilaç vererek

Evde, uyguladığınız diyetin demir, B vitamini ve folik asit içerdiğinden emin olun.
Bu vitaminlerin alımındaki herhangi bir yetersizlik dikkati odaklama sürenizi, hafızanızı ve konuşmada akıcılığınızı olumsuz yönde etkiler.

Mide Bulantısı ve Kusma

Mide bulantısı ve/veya kusma pek çok kanser tedavisinde sıkça görülen bir yan etkidir. Tedavinin ilk bir veya iki günü içerisinde, tedaviden önce veya hemen sonra ortaya çıkabilir.

Mümkün oldukça mide bulantısı ve kusmanın önlenmesi gerekir. Doktorunuz aşağıdakileri önererek bu durumu ortadan kaldırabilir:
- Mide bulantısı ve kusma konusunda yüksek risk altında olan hastalara kusmayı önleyici ilaçlar vererek
- Mide bulantısı ve kusma konusunda orta şiddette risk altında bulunan hastalara steroit ilaçlar vererek

Evde uygulayabileceğiniz bazı yöntemlerse şu şekilde sıralanabilir:
- Çok sıcak veya havasız odalarda yemek yemekten kaçının.
- Yemek yedikten sonra dinlenin ancak yaklaşık 1 saat boyunca dik oturma pozisyonunda kalın.
- Tedavi Stratejileri sayfasını ziyaret ederek bulantı ve kusma hakkında daha fazla bilgi öğrenin. Dikkati başka noktada toplama ve rahatlama bulantı hissinden kurtulmada yardımcı yöntemlerdir.

Ağrı

Kemoterapi ilaçları da dahil olmak üzere kanser hastalığı tedavileri ağrılı yan etkilere sebep olabilir. Ağızda yara, baş ağrısı, kas ve mide ağrıları, yanma hissizlik ve kramplara neden olan sinir zedelenmeleri karşılaşabileceğiniz yan etkilerden bazılarıdır.

Doktorlar ağrıyla savaşmak için pek çok metoda sahiptir:
- Belirli ağrı türlerinde yardımcı olması için ilaç verebilirler.
- Ağızdaki yaralardan, baş ağrısından ve genel ağrılarınızdan kurtulmak için tedavinizi etkilemeyen reçetesiz ilaçlar verebilirler.
- Onkoloji uzmanı veya nörolog gibi ağrı konusunda uzman kişilerle görüşmenizi isteyebilirler.

Aşağıdaki önerileri izleyerek bazı ağrılarınızı hafifletebilirsiniz:
- İlaçlarınızı zamanında ve düzenli olarak kullanın.
- Ağrı hissetmediğinizde bile ilaçlarınızı düzenli kullanın. İlaç almadan önce ağrı hissetmeyi beklerseniz daha sonra ağrıyı kontrol altında tutmak güçleşir.

Kilo Artışı

Bazı kişiler kemoterapi tedavisi süresince ve sonrasında kilo alırlar. Aldığınız ilaçların yan etkileri, tedaviye bağlı olarak aktivite seviyesindeki azalma yada stresle başa çıkarken ortaya çıkan aşırı yemek yeme kilo artışına sebep olabilir.

Kilo artışıyla savaşmak için doktorunuz:
- Kanser tedavinize engel olmayacak şekilde kilo vermeniz için sağlıklı bir diyet verebilecek bir diyetisyenle görüşmenizi isteyebilir.
- Gücünüzü ve aktivite seviyenizi korumak için gerekli günlük besinleri aldığınızdan emin olun.

Evde kilo artışıyla savaşmak için:
- Yalnızca merdiven çıkmak veya bina etrafında dolaşmak bile olsa günlük aktivite seviyenizi yükseltin.
- Yüksek kalorili yiyecekler atıştırmaktan kaçının; meyve, diyet yoğurt gibi sağlıklı yiyecekler atıştırın.
- Daha fazla beslenme önerisi için Kanser Beslenme Araçlarını ziyaret edin.

Anemi (Kansızlık)

Kemoterapi kansızlığa yol açabilir. Hemoglobin eksikliği nefes darlığı, güçsüzlük ve yorgunluk hissetmenize sebep olabilir.

Kansızlıkla mücadele için doktorunuz:
- Kandaki hemoglobin seviyesini izlemek
- Kandaki demir seviyesini görüntülemek
- Kan sayımlarınızı kontrol etmek
- Kan naklini tavsiye etmek (nadir olarak istenir)
gibi isteklerde bulunabilir.

Evde, kansızlık ve yorgunlukla savaşmak için şu yöntemleri deneyebilirsiniz:
- Yeterli miktarda dinlenin. Geceleri daha çok uyuyun ve eğer yapabiliyorsanız gün içinde aralıklarla uyuklayın.
- Yavaş olun. Sadece sizin için en önemli olan şeyleri yapın.
- Evin günlük işleri için ailenizden ve arkadaşlarınızdan yardım isteyin.
- Yeterli miktarda protein ve kalori alabileceğiniz şekilde iyi beslenin. Eğer yemek yemek istemiyorsanız atıştırabileceğiniz şeyleri, meyve sularını ve sıvı besinleri deneyin. Yada yemek yemeden önce kısa bir yürüyüşe çıkın veya yemek yediğiniz yeri değiştirin. Daha fazla beslenme önerisi için Kanser Beslenme Araçları’nı ziyaret edin.
- Canınız istediğinde yemek üzere yanınızda atıştırmalık yiyecekler bulundurun.

Kabızlık

Bazı kanser önleyici ilaçlar ve ağrı giderici ilaçlar kabızlığa sebep olabilir. Sıvı veya lif eksikliği bu problemin artmasına sebep olur. Evde, kabızlık problemini aşağıdaki şekillerde azaltabilir veya önleyebilirsiniz:

- Her gün düzenli egzersiz yapmak (sizin durumunuza uygun olan egzersiz biçimleriyle ilgili olarak doktorunuzla görüşün).
- Her gün yeterli miktarda sıvı almak (günde 8 bardak önerilen miktardır).
- Büyük aptesinizin normal zamanından 30 dakika önce ılık içecekler için.

Eğer tavsiyeler yardımcı olmuyorsa doktorunuz aşağıdakileri önerebilir:

- Dışkı yumuşatıcılar veya magnezyum hidroksit gibi bağırsakları boşaltmaya yardımcı müshil kulanın.
- Diyetiniz süresince lif alımınızı artırın (öncelikle doktorunuzla kontrol edin- bu bazı kanser türleriyle birlikte zarar verici olabilir). Tahıllı ekmekler, tahıllar, tam buğday ekmeği, taze veya kurutulmuş meyve-sebze ve kurutulmuş tahıllar gibi yiyecekleri deneyin.

Yorgunluk ve Bitkinlik

Kemoterapi ve radyasyon tedavisi süresince kanser hastalarının %50 si yorgunluk şikayetiyle karşılaşmaktadır.

Evde, kansızlığın yanı sıra yorgunluk ile de savaşmak için :
- Özellikle kemoterapiden birkaç gün sonrası için hareketlerinizde yavaş olun.
- Yeterli miktarda dinlenin. Geceleri daha çok uyuyun ve eğer yapabiliyorsanız gün içinde uyuklayın.
- Bir aerobik egzersiz programını takip edin (kanser durumunuza göre doktor tarafından önerilir). Başlangıçta birkaç dakikalık yürüyüş gibi basit egzersizlerle başlayın daha sonra bu egzersizleri artırabilirsiniz. Tedavi süresince düzenli egzersiz yapanların daha az yorgunluk şikayetiyle karşılaştıkları belirlenmiştir.
- Enerjinizi muhafaza edin ve aktivitelerinize önem sırasına göre öncelik verin. Tedavi öncesi günlerinizdeki gibi hayatınızı aynı hızda yaşayamayabilirsiniz.
- Yeterli miktarda protein ve kalori alabileceğiniz şekilde iyi beslenin. Eğer yemek yemek istemiyorsanız atıştırabileceğiniz şeyleri, meyve sularını ve sıvı besinleri deneyin. Yada yemek yemeden önce kısa bir yürüyüşe çıkın veya yemek yediğiniz yeri değiştirin. Daha fazla beslenme önerisi için Kanser Beslenme Araçları nı ziyaret edin.

Enfeksiyonlarla Mücadele

Kanser tedaviniz süresince vücudunuz enfeksiyonlara karşı daha duyarlı olur çünkü kanınızdaki akyuvarların sayısı azalır.

Düzenli olarak doktorunuza gidin bu şekilde doktorunuz:
- Tedavi süresince akyuvarlarınızın sayısını birçok kere ölçmüş olur.
- Eğer kan sayımınızın sonucunda akyuvarlarınızın sayısı düşükse, kan hücrelerinin oluşumuna katkıda bulunan koloni uyarıcı faktör tedavisi uygulayabilir.

Evde, enfeksiyonla savaşmak için aşağıdaki yöntemleri uygulayabilirsiniz:

- Yemek yemeden önce, tuvalete girdikten sonra ve hayvanlara dokunduktan sonra ellerinizi yıkayın. Gün içinde de sık sık ellerinizi yıkayın.
- Grip, soğuk algınlığı olan ve size bulaşabileceğinizi düşündüğünüz başka hastalığı olan kişilerden uzak durun.
- Tırnak etlerinizi kesmeyin ve tıraş olurken cildinizi kesmemeye dikkat edin (jilet yerine elektrikli tıraş makinesi kullanın). Sivilcelerinizi sıkmayın.
- Herhangi bir kesik olması durumunda sıcak su, sabun ve antiseptikle yarayı temizleyin.
- Çöp kutuları, kuş kafesleri ve balık akvaryumlarıyla temastan kaçının.
- Balık, deniz ürünleri, et ve yumurtayı çiğ olarak yemeyin.
- Doktorunuzla konuşmadan herhangi bir bağışıklıkla ilgili ilaç kullanmayın. Kan hücresi sayımı düşük olan insanlara bulaşabilmesi sebebiyle “yaşayan virüs” ile aşı olmuş çocuklardan uzak durun.
- Her gün duş alın veya banyo yapın ve cildinizin kuruyabilme ihtimaline karşı cildinizi yumuşatmak için losyon veya yağ kullanın.

İştahsızlık

İştahsızlık bazı kanser tedavi programları süresince sık görülen bir sorundur.

Doktorunuzla konuşmak size yardımcı olabilir. Doktorunuz size aşağıdakileri önerebilir:
- İçinde bulunduğunuz durumu anlayıp size bu problemle başa çıkma yollarını gösterebilecek bir diyetisyenle görüşmek.
- Tedaviniz süresince eğer vücudunuz sağlıklı ve güçlü kalmak için gereken bütün besinleri almıyorsa besinsel destek almak.

Evde aşağıdaki önerileri uygulayabilirsiniz:
- Tedaviden hemen önce yiyeceklerden tiksinmenizi önlemek için proteince zengin yada beslenmede önemli olan yiyeceklerden uzak durun.
- Yemek yeme zamanı rutininizi değiştirin. Örneğin farklı bir odada yemek yiyin.
- Ailenizle yada arkadaşlarınızla yemek yemeye çalışın. Eğer bu mümkün değilse yemek yerken televizyon seyredin.
- Her zaman etrafta atıştıracak bir şeyler bulundurun. Günde üç öğün fazla miktarlarda yemek yerine sık aralıklarla az miktarda yemek yiyin.
- Eğer katı besinleri tüketemiyorsanız kalori ve besin alabilmek için meyve sularını, çorbaları ve sporcu içeceklerini deneyin.
- Yeni yemek türleri ve tarifleri deneyin. Daha fazla beslenme önerisi için Kanser Beslenme Araçları nı ziyaret edin.

Nötropeni (Kan Bozukluğu)

Bazı kanser hastalarının kemoterapi tedavisi sırasında nötropeni denilen bir durum oluşur. Bu durum akyuvarların enfeksiyonlarla olan mücadelesinde güçsüzlüğe sebebiyet verebilir. Vücut sıcaklığı 38°C‘ nin üstünde olan kişiler derhal doktora başvurmalıdırlar çünkü nötropeninin etkileri bazen hayatı tehdit edici olabilir.

Nötropeni ile savaşmak için doktorunuz aşağıdakileri önerebilir:

- Kanınızda daha fazla akyuvar üretimini sağlamak için kemik iğlini uyarıcı ilaçlar verebilir.
- Eğer herhangi bir enfeksiyon oluşmuşsa antibiyotik veya anti mikrobik ilaçlar verebilir.

Gün boyunca nötropeniyi önlemek için takip edebileceğiniz pek çok adım bunmaktadır. Örneğin:
- Grip, soğuk algınlığı gibi enfeksiyona sahip kişilerden uzak durun.
- Yiyecekleri tamamen temizleyip pişirin.
- Bahçe işleri gibi küçük kesiklerin meydana gelebileceği aktivitelerden sakının.
- Dengeli beslenin ve yeterli miktarda sıvı alın.

Ağız ve Boğazda Yaralar

İltihaptan kaynaklanan ağız, boğaz ve gırtlakta oluşan yaralar mukosit olarak adlandırılır. Kemoterapi gören hastaların ortalama %40’ında görülür. Baş ve boyun bölgesine radyoterapi alan kişiler de tedaviye başlamadan önce yardım ve tavsiye için diş doktorunu ziyaret etmelidir.

Doktorlar bu yaralarla aşağıdaki şekillerde savaşabilirler:
- İltihabı ve rahatsızlık hissini gidermek için bir ağız çalkalama ürünü verebilir.
- Yaralarınızı enfeksiyondan koruyacak yara tedavisinde kullanılan ilaçlardan verebilir.

Aşağıdaki ağız ve diş sağlığı ile ilgili tavsiyeleri evde uygulayabilirsiniz:
- Suda çözülebilir ağrı kesiciler, tuzlu su ve soda ile gargara yapabilirsiniz.
- Florür içeren diş macunları ili dişinizi nazikçe fırçalayın.
- Diş ipliği ile dişlerinizi nazikçe temizleyin.
- Asitli, baharatlı ve tuzlu yiyeceklerden sakının.

Kilo Kaybı

Kilo kaybı bazen kemoterapi ve radyasyon tedavisiyle alakalıdır. Bu bazı hastalarda güçsüzlük ve yorgunluğa sebep olur.

Kilo kaybını en aza indirmek için doktorunuz aşağıdakileri önerebilir:
- İştah açıcı ilaçlar.
- Vücudunuzun yağ tutmasına yardımcı Lipaz enzimi
- İştah açmaya yardımcı progesteron hormonu

Evde kilo kaybıyla savaşmak için:
- Günlük aldığınız kaloriyi 450-500 kalori artırın.
- Günde 3 öğün çok fazla yemek yerine sık aralıklarla az yiyin.
- Evde, işte veya canınızın çektiği her zaman yiyebilmeniz için yanınızda atıştırmalık yiyecekler bulundurun.
- Tedaviden hemen önce yiyeceklerden tiksinmenizi önlemek için proteince zengin yada beslenmede önemli olan yiyeceklerden uzak durun.

05 June 2009

KANSER VE BESLENME

Kanser organizmada bazı hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu oluşan
fizyolojik bir bozukluktur. Kontrolsüz çoğalan bu hücreler; Çevresine
yayılır, dokuları ve organları bozar. Normal hücreleri öldürür. Kanser
oluştuğu vücut dokusuna göre isimler alır. Meme, kolon, akciğer, karaciğer,
deri vb.

Günümüzde yapılan bilimsel çalışmalar sonucu; kanser hastalarının yaklaşık
%30'unun sigara kullanımı, yaklaşık %35'i beslenme kaynaklı olduğunu
gösteriyor. %3'ününde alkol kullanımına bağlı tutuluyor. Özellikle:
karaciğer, pankreas, yemek borusu kanserlerinin beslenmeyle direk ilişkisi
olduğu kesinlik kazanmıştır. Tüketilen besinlerin kalitesi ve miktarı yeni
oluşan bir hücre için çok önem taşımaktadır.


Bazı kanser türlerinin, bazı ülkelerde sık sık görülmesi, bu ülkelerdeki
yaşam koşullarıyla ilişkilendirilmesine neden olmuştur. Mide kanserinin
Japonya'da sık görülmesi Japon halkının beslenmesinde tuza fazla yer
vermesine bağlanmıştır. Karaciğer kanserinin en çok tropikal ülkelerde
görülmesi, bu bölgelerdeki iklimden dolayı küflenmiş yer fıstığı ve tahıl
tüketimine bağlanmıştır.

*Besin ve beslenme durumumuz kansere olan yatkınlığımızı belirlemede ve
önlemede ne kadar rol oynar?*
*Kanserden korunmak için beslenmemizde nelere dikkat etmeliyiz?*

*1. **Sağlıklı vücut ağırlığında olmalıyız.*

Şişman olan insanlarda kanser normal kilosunda olan insanlara oranla daha
sık görülür. Özellikle meme, kalınbağırsak, rektum ve kan kanseri
şişmanlarda daha çok görülür. İdeal kilo aralığında olmak sadece kanser
riskinden değil, diğer hastalıklardan da korur ve kaliteli bir yaşam
sürmemize katkıda bulunur.

*2. **Rafine edilmemiş yiyecekler tüketmeliyiz.*

Besinlerin aşırı saflaştırılması kanserden koruyucu posanın kaybolmasına
neden olur. Rafine işlenmiş yiyeceklerden aldığımız karbonhidratlar çok
çabuk emilir ve şişmanlığa sebep olur. Kepekli tam tahıl ürünleri,
kurubaklagiller (kurufasülye, nohut, mercimek) taze sebze ve meyvelerin
fazla tüketilmesi selüloz gibi karbonhidratların, posaların alımını artırır.
Bu da bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar ve kalın bağırsak, rektum
kanserini önler.

*3. **Kaliteli protein kaynaklarını (yumurta, et, süt, peynir vb.) yeterli
ölçüde ve yağsız olarak almalıyız.*

Vücudumuzda besinlerin sindirilmesi sırasında serbest radikaller oluşur.
Serbest radikaller kanser oluşumunu tetikleyen elemanlardır. Vücudumuzun
serbest radikallerle savaşan sistemine antioksidan savunma sistemi denir.
Antioksidan savunma sisteminde görevli enzimlerin oluşumu için vücudumuza
yeterli miktarda protein almamız gereklidir.

4. *Yağ*
Günlük yağ tüketimimiz aldığımız enerjinin %30'unu geçmemelidir. Yağın
miktarı kadar özelliği de önemlidir. Bu nedenle diyette mümkün olduğunca
doymamış yağ asitleri içeren sıvı yağlara günlük tüketimde daha çok yer
verilmelidir. Katı yağlardan kaçınılmalıdır. Özellikle zeytin yağı ve kanola
yağı daha çok yer verilmelidir. Yapılan bütün araştırmalara göre yüksek yağ
alımı özellikle meme, prostat, testis, rahim, yumurtalık, kalın bağırsak,
rektum kanseri oluşumunu arttırdığı görülmüştür.

*5. **Bol bol taze sebze - meyve ve tam tahıllı ürünler tüketmeliyiz.*

Günde 5-7 porsiyon sebze meyve tüketmeliyiz. Böylece kanser oluşumunu
engelleyen ve oluşmuş kanserli hücrelerin tedavisinde etkili olan pek çok
vitamin ve karatonoidlerden zengin beslenmiş oluruz. Ayrıca posa yönünden
zengin olmaları kolon kanseri riskini azaltır. Antioksidant vitaminler ve
vitamini olmayan antioksidantların en iyi kaynakları sebze ve meyvelerdir.

*6. **Füme, salamura, ızgara yiyeceklerin tüketilmesi sınırlandırmalıyız.*

Besinlerin tütsülenmesi, tuzlanması, nitrit, nitrat ve başka birtakım
kimyasal maddeler eklenerek işlenmesi sırasında kansorejen maddeler
oluşmaktadır. Izgara yapma ve tütsüleme yapma sırasında et ve şarküteri gibi
ürünlerin üzerinde yanma sonucu oluşan benzpyren kanser riski oluşturur. Bu
nedenle et ve et ürünlerini pişirirken etle ateş arasındaki mesafenin 15 cm
olacak şekilde, çok güçlü olmayan ateşte, yakmadan ve dumanlama yapmadan
pişirmeliyiz. Ayrıca yanmış ve üzerinde yanık olan hiçbir ürünü yememeliyiz.


*7. **Küflenmiş yiyeceklerden kaçınmalıyız. *

Kanseri tetikleyici maddeler gıdaların depolanması veya hazırlanması
sırasında oluşabilir. Örneğin: Aflatoksin B1 karaciğerde kansere neden olan
bu madde; nemli ve ılık ortamlarda depolanma sırasında bir küf mantarı
tarafından üretilir. Yapılan araştırmalar; nemli sıcak bölgelerde karaciğer
kanserinin görülmesin bu bölgelerde çok miktarda tahıl tüketildiği ve
iklimden dolayı tahıllarda oluşan aflatoksine bağlanmaktadır. Ülkemizde
bulgur, mısır, yer fıstığı vb. diğer yağlı tohumlarda nemli ortamda
üretilmesi ve bulundurulması sonucu görülmektedir.

*8. **Tükettiğimiz besinlerin temiz olmasına ve kişisel temizlik kurallarına
dikkat etmeliyiz.*

*9. **Sigara tüketiminden kaçınmalıyız. Sigara içilen ortamlarda
bulunmamalıyız.*

Sigaranın kanser üzerindeki tetikleyici etkisi %30'la ikinci sırada yer
almaktadır. Akciğer kanserine neden olmaktadır.

*10. **Alkol alımını azaltmalıyız.*

Alkol karaciğer kanserine neden olmaktadır. Sigara + alkol : boğaz, ağız,
larinks, özafagus kanserleri riskini arttırmaktadır.




*11. **Aktivite*

Kendimize aktif bir yaşam kurmalıyız. Düzenli spor yapmalıyız. Her gün
düzenli yürüyüşler yapmalıyız. Fiziksel aktivite hormon düzeyini etkiler ve
bağırsakları uyarıcı etki yapar ve bağırsakların düzenli çalışmasına
yardımcı olur.


*Kansere Düşman Yiyecekler*
Bazı besinlerde bulunan bazı özel maddeler kanser oluşumunu engeller. Bu
maddeler vücutta kimyasal karserojenlerin oluşumunu önler, vücuda giren
kanserojerlerin etkisini yok eder, kanser hücrelerinin çoğalmasını
yavaşlatır.
Ailesinde kanser olanlar, sigara içenler, kirli havanın olduğu bölgelerde
yaşayanlar bu yiyeceklere diyetlerinde fazla yer vermelidirler.
*Bu yiyecekler:*
1-Soya fasulyesi, mercimek, kuru fasulye, nohut, taze fasulye, bezelye (Bu
yiyeceklerin içinde proteaz engelleyiciler bulunur.)
2-Meyve, ceviz, fıstık, fındık ( oksitlenmeyi önleyici maddeler vardır.)
3-Turunçgiller, kayısı, karadut, kızılcık, kiraz, vişne, kuş üzümü, kırmızı
ve kara üzüm, diğer meyveler, soya fasulyesi (flavonoidler var)
4-Lahana, karnabahar, ıspanak, pazı, turp, nane, kekik, pancar, şalgam,
hardal yaprağı ve bunun gibi yenilebilen yabani otlar (bunların içindeki
özel koku ve tat veren maddeler anti kanserojendir)
5-Sarımsak, soğan, pırasa (içindeki kükürtlü maddeler antikanserojendir.)


*Kanser Riskini Azaltıcı Besinler:*
Yapılan araştırmalara göre antikanserojen vitaminleri (A vitamini- B
vitaminleri- C vitamini - D vitamini- Mineralleri ( selenyum, çinko, iyot,
molibden, bakır, demir, calsiyum, mangenez) ve antioksidanları içeren
besinlerin çok tüketilmesi kanser riskini azalttığı görülmüştür.
Bütün taze sebze ve meyveler, tam tahıl ürünleri (ekmek, yulaf, bulgur vb.)
kuru baklagiller kanser riskini azaltan besinlerdir.
Kanserle Kardeş Yiyecekler
Yapılan bütün araştırmalarda bazı besinlerde kanser riskini artıran zararlı
maddelerin bulunduğu saptanmıştır.


*Kanser Riskini Artıran Yiyecekler :*-
Yağlı ve yaşlı koyun, sığır, keçi, tavuk eti
- Domuz eti, domuz pastırması
- Hamburger
- Sade yağlı etten yapılan köfteler
- Sucuk, sosis, salam
- Tereyağı, içyağı
- Yağda kızartılmış besinler
- Tuzlanmış besinler
- Tütsülenmiş besinler
- Nitrit- nitrit eklenmiş besinler (şarküteri ürünleri)
- Doğrudan ateşte pişen etler (mangal, döner vb.gibi)

Bu besinler ara sıra özellikle C vitamini ve lif yönünden zengin sebze ve
meyvelerle tüketmemizde sakınca olmaz.


*Kanser Hastasının Tedavisi Sürecinde Tıbbi Beslenme Tedavisi Nasıl
Olmalıdır? *

Pek çok kanser hastasının tedavisinde cerrahi yöntemlerle birlikte
kemoterapy, radyoterapy gibi diğer yan tedavilere de başvurulur. Kanserli
hücre yok edilmeye çalışılır. Bu tedavi sırasında ve tedavi sonrasında
yeterli ve sağlıklı bir beslenme planı hazırlanmalı ve hastanın beslenme
durumu sürekli gözden geçirilmelidir. Kanserli bireyin yeterli enerji
alımını sağlanması hastanın malnütrisyon (yetersiz beslenme sonucu oluşan
durum) olmasını önler.

Kanserli hastada hücre yıkımı yüksek olması nedeniyle yüksek ve kaliteli
protein alımı sağlanmalıdır. Kanser tedavisi sırasında iştah kaybı, bulantı,
kusma, besinlere karşı hassasiyet oluşumu nedeniyle besin alımı
azalmaktadır.

Hastanın yiyebildiği, iştahının açık olduğu zamanlar gereken enerji ve
proteini sağlamak açısından yükleme yapılabilir. Kaliteli protein kaynakları
(et - yumurta) miktarı arttırılabilir.

Yemek yeme miktarı düştüyse öğün sayısı arttırılarak daha çok besin alımı
sağlanabilir. Besinler hacmi küçük kalorisi yoğun şekilde verilebilir.

Diyetisyen gözetiminde sütlü tatlıların içine fındık veya ceviz dövülerek
verilebilir. Bol yumurtalı - sütlü tatlılar (krem karamel, kastırt vb. gibi)
tercih edilebilir.

Makarna tüketilirken peynir ilavesi yapılabilir. Meyve tüketimi azaldıysa
meyveler püre halinde içine bal, pekmez veya ceviz ilave edilerek küçük
öğünler hazırlanabilir. Böylece aynı hacimde daha fazla kalori ve protein
alımı sağlanmış olur.

Yemek sırasında sıvı tüketimi azaltılarak mide hacmini iyi değerlendirmek
gerekir. Yemek dışı zamanlarda bol sıvı tüketmesi sağlanmalıdır. Bitki
çayları, taze meyve suyu, komposto, su tüketimi bol olmalıdır.

Hastanın besinleri tüketebilme durumu değerlendirilerek gerekirse Diyetisyen
gözetiminde besinlere protein, karbonhidrat destek ürünleri ilave
edilebilir. Yada enteral beslenme (Özel beslenme ürünleri) ürünleri
kullanılabilir.

Kanser hastalarının yaşadığı diğer bir sorunda tat ve koku duygusunun
değişmesiyle beraber besinlere karşı oluşan hassasiyettir. Bu durumda
hastayı zorlamak yerine hangi besinlerin kokusundan, tadından rahatsız
olmadığı tespit edilerek o besinlere yönelinebilinir. Besinlerin tadını
değiştirmek için baharatlar, aromalı otlar, çeşitli soslar ilave edilebilir.
Elma sosu, balzamik sirke, beşamel vb. gibi.

Bulantı sorunu olan hastalara mümkün olduğunca yağsız ve kuru besinler
tercih edilmelidir. Ekmek yerine galeta, grisini kullanılabilir. Etin ve
yoğurdun yağsız yerleri verilebilir.

Soğan - sarımsak - lahanagillerde bulunan sülfit grupları tümör oluşumunu
yavaşlatır. Yemeklere bol soğan, sarımsak kullanılmalıdır. Yiyeceklere
soğanlı - sarımsaklı soslar ilave edilebilir.

Soya ve diğer kuru baklagillerde bulunan preteaz inhibitörleri de kanser
hücreleri oluşumunu engeller aynı zamanda kanser hücrelerinin normale
dönüşmesine de katkıda bulunur. Hastanın diyetinde kurubaklagil, soya
yemekleri en az haftada 2 gün yer olmalıdır.


Üzümde bulunan resveratrol denen fitokimyasallar da tümör oluşumunu
yavaşlatmakta, tümör büyümesini zorlaştırmaktadır. Çekirdekli üzüm tüketimi
arttırılmalıdır. Yada ezilmiş öğütülmüş üzüm çekirdeği formları
kullanılmalıdır.

30 May 2009

Sağlıklı bir yaşam için Resveratrol

Resveratrol, üzüm, kırmızı şarap, yer fıstığı ve yabanmersini gibi gıdalarda bulunan polifenolik bir bileşiktir. Resveratrolün özellikle hayvan veya patojenlerin bitkilere saldırması, yaralanma veya ultraviyole (UV) ışığa maruz kalma sonucunda bitkiler tarafından dayanıklılığın artırılması amacıyla üretilen bir bileşik olduğu bilinmektedir.

Resveratrolün aynı zamanda kolesterolün düşürülmesinde de etkili olduğu ve kalp krizi riskini azaltabileceği ifade edilmektedir. Ayrıca antioksidan aktivite göstererek kılcal damarların tıkanmasını engellediği, apolipoprotein ve lipid sentezini düzenleyerek kalp-damar sağlığını desteklediği yapılan çalışmalarda ortaya konmuştur.

Yaşlanmayı önleyici etki
Resveratrol, yaşlanmayı geciktirici etkisi ile bilinen bir moleküldür. Resveratrol’ün DNA tamir geni olarak bilinen Sirtuin 1’i aktive ettiği bilinmektedir. Ayrıca yapılan çalışmalarda kalori kısıtlaması etkisi göstererek hücre yaşam süresini uzattığı belirtilmektedir. Bu etkilerinin dışında resveratrol yaşam süresini aerobik kapasiteyi ve insülin duyarlılığını artırarak, enerji üretimine destek olarak, motor fonksiyonların düzenlenmesini ve metabolik hastalıklara karşı organizmanın korunmasını sağlayarak artırmaktadır.

Antioksidan Etki
In vivo olarak güçlü bir antioksidan olan resveratrol serbest radikal hasarlarına karşı koruma sağlamaktadır. Antioksidan etkisini NO (nitrik oksit) sentezi ve serbest radikal süpürücü etkisi ile ortaya koymaktadır. İskemi-reperfüzyonda kalp, beyin ve böbrekte resveratrol NO sentezini indüklerken oksidatif stresi azaltmaktadır. Resveratrol oksijen radikallerini inhibe ederek etkinlik göstermektedir.

Kardiyovasküler Koruma
Resveratrol, LDL oksidasyonunu ve trombositlerin kılcal damarlarda birikmesini engelleyerek kalp krizi riskini azaltmaktadır. Fransız paradoksu olarak bilinen Fransa’da kırmızı şarap tüketimi ve kardiyovasküler hastaklık arasındaki ters orantı, kırmızı üzümde bulunan resveratrol etkinliği ile açıklanmaktadır. Kardiyak hasarın akut ve kronik modellerinde, resveratrol miyokardiyal iskemi-reperfüzyon hasarının şiddetini azaltmaktadır. Kardiyovasküler hastalıkların altında yatan oksidatif hasara karşı koruyucu olduğu, yapılan birçok çalışmada belirtilmektedir.

Antiinflamatuar Etki
Resveratrol, COX-2 transkripsiyonunu inhibe ederek antiinflamatuar etkinlik göstermektedir. Ayrıca siklooksijenaz enzim inhibisyonu ile kalp krizi riskini azaltıcı etkisi bulunmaktadır.

Antiviral Etki
Resveratrolün Herpes Simplex I-II’yi inhibe edici etkisi bulunmaktadır. Resveratrol, virüsün hücresel fonksiyonlarını inhibe edebilmektedir.

Antikanserojen Etki
Resveratrol, insan epitel hücrelerinde hücre bölünmesini sağlayan enzimleri inhibe ederek antiproliferatif ve antikanserojen etkiler göstermektedir. Bu etkileriyle meme, prostat, mide, pankreas ve tiroid kanserlerini önlemede kullanılabilmektedir.

Antioksidan ve antimutojen özelliği ile yaşlanmaya karşı koruma sağlayan resveratrol, aynı zamanda kanser oluşumunu önleyebilmekte ve kalp damar sağlığını destekleyebilmektedir. Bu olumlu etkileriyle resveratrol kansere ve kardiyovasküler hastalıklara karşı koruma sağlamak, genç ve güzel kalabilmek amacıyla kullanım alanı bulan kuvvetli bir antioksidandır.

Referanslar
1) Türkiye Klinikleri J Med Sci 2008;28(Suppl):S166-S169
2) Turkish Journal of Biochemistry- Turk J Biochem 2008;33 (3);117-121

08 May 2009

Sağlıklı beslenme

SAĞLIKLI BESLENME

İnsanın yaşaması,çocuğun büyümesi,gelişmesi,düşünen bir beyne,çalışan emek harcıyan bir bedene sahip olması için,beslenmesi gerekir. Ama gelişi güzel değil,düzenli beslenmeye gereksinimi vardır. Öyleyse beslenme nedir,ne değildir bunu açıklayalım. Beslenme,besin maddelerinin dışarıdan alıınması emilebilir hale getirilmesi,emilmesi, kullanılması,fazlasının depo edilmesi,depo edilemeyen miktarlarının ve artıklarının atılması evrelerini içerir. Beslenmenin ilk aşaması,besin maddelerinin alınması,yani yenilmesi ve içilmesidir.Bu yeme içme beyindeki acıkma ve doyma merkezi tarafından düzenlenir.Bu merkezin bozulması halinde,tokluk(anurexianervusa) ve dengesiz açlık(psikolojik oburluk) adı verilen duygular meydana gelir.
Anurexianervusa hali,istisnalar haricinde ruhi dengesini tam ayarlayamayan,kişiliğini tam geliştiremeyen,zayıflamak için diyet yapan kişilerde görülür.Şiddetli bir yiyecek reddi ve aşırı zayıflama şeklinde kendini gösterir.

Psikolojik oburluk hali,istisnalar haricinde mutsuz ve tatminsiz olan aşırı yemek yemeye ve içki içmeye düşkün olan,kişilerde görülür.Ruhsal durumu dengeli,yaşamı düzenli ve hayatın aşırı tutkunluk göstermeyen bir kişi açıkma ve doyma merkezlerinin dengesini korur.Normal besin alımını özel bir
önem göstermeden,kendini acıkma ve doyma duygularına bırakarak,vücud ağırlığını yıllarca aynı düzeyde tutabilir.

Ancak,beslenmenin esası kilo almak veya vermek değil,beden ve ruh sağlığını korumaktır.Bu da iç sistemin güçlenmesine,dolayısıyla hücrelerin beslenmesine ve temizlenmesine yönelik beslenme tarzıyla sağlanabilir.

*Bu beslenme tarzının esasları şunlardır:*

1-Beslenmeyi kilo vermek aracı olarak kullanmamak,
2-Sağlıklı gıdalarla beslenmek,
3-Her türlü gıdayı yemek ya da içmek,
4-Gıdaların besin değerlerini koruyup,toksik tesir kazanmasını önlemek,
5-Doğal gıdalarla beslenmek,
6-Besin öğelerini dengeli kullanmak,
7-Gıdaların tedavi değerini tanımak,
8-Günlük kalori ihtiyacını ayarlamak,

*Yararları;*
-Beslenmeye yasak koymaz,
-Beslenmeyi zevk haline getirir,
-Hazımsızlık(gaz),ağız kokusu,sindirim zorluğu,kabızlık,sancı gibi sorunları önler,
-Metabolizmayı güçlendirir,
-Kan basıncını düşürür ve tansiyonu dengeler,
-Kandaki yağ,su,protein ve şekeri dengeler,
-Kandaki hemoglobin miktarını arttırır,
-Hücrelerin yağ,protein,karbonhidrat,vitamin ve mineral gibi besin ihtiyacını yeterli bir şekilde karşılar,
-Vücutta yağ,su ve toksin birikimini önler,
-Kilo,ödem ve selülitlerden kurtarır,
-Vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir,
-Daha az harcamayla daha iyi ve zevkli beslenmeyi sağlar,
-Sağlığa zarar veren gıdalarla beslenmekten uzaklaştırır,
-Yararlı gıdalarla beslenmeye yönlendirir,

*BESLENMEYİ KİLO VERME ARACI OLARAK KULLANMAMAK*

Beslenmeyi hücre sağlığını korumak yerine,kilo vermek amacıyla kullanmak,hücrelerin besin ihtiyacını karşılanmasını önler,metabolizmayı bozar,vücudu güçsüz ve enerjisiz bırakır.Verilen kiloların tekrar geri
alınmasına ve şişmanlığın kalıcı olmasına neden olur.Vücut nezleden kansere kadar her türlü hastalığa karşı dayanma gücünü kaybeder.Beslenme hücre sağlığını korumak amcıyla yapılır ise kilo sorunları kesin ve kalıcı olarak giderilir.

*SAĞLIKLI GIDALARLA BESLENMEK*

"Ne yersek o oluruz"

Yenilip içilen gıdalar vücudun bir parçasını oluşturur.Bu nedenle sağlıklı gıdalar ile beslenen kişi,sağlıklı bir vücuda,ne olduğu belirsiz gelişi güzel gıdalarla beslenen kişi sağlıksız bir vücuda sahip olur.

*GIDALARDA ARANAN ÖZELLİKLER*

-Mümkünse doğal olmalı,
-Uyarıcı ve hormonlarla yetiştirilmemeli,
-Toplanması,kurutulması,saklanması ve ambalajlanması hijyenik olmalı,
-Taze,sağlam ve temiz olmalı,
-Konsantre edilmemiş(Pastırma,salam,sosis,sucuk,konserve gibi)ve kimyasal muameleler görmemiş olmalı.
*"Ekolojik Gıdalar"*

Yetiştirilmesi,üretilmesi,toplanması,kurutulması,saklanması ve ambalajlanmasında hiçbir uyarıcı hormon,kimyasal madde ve sanayi işlem kullanılmayan gıdalara "ekolojik gıda"adı verilir.

Yararları:
-Besin değerleri yüksektir.
-Toksit madde taşımazlar.
-Toksinlrin boşaltılmasına ve kanın temizlenmesine yardımcı olurlar.
-Hücre sağlığına zarar vermezler.
-Biyolojik gençleşmeye yardımcı olurlar.

*HER TÜRLÜ GIDAYI YEMEK YA DA İÇMEK*

Bir kişi,hücrelerinin beslenmesine ve temilenmesine yardımcı olabilmek için günlük yaşamında meyva,sebze,tahıl,bakliyatlar ve hayvani gıdaların her birinden,vücudun ihtiyacı kadar yemek içmek zorundadır.Çünkü her gıdanın enerji ve tedavi değeri farklıdır."Biri olmazsa olmaz."Yani,her gıda
diğerinin tamamlayıcısıdır. Örneğin;çiğ sebze ve meyvalar,vücudun vitamin,mineral ve enzim ihtiyacını
karşılar.Taşıdıkları bu maddeler ile de,vücudun enerji ve yapıtaşı ihtiyacını karşılayan hayvani gıdaların,pişirilmiş sebzelerin,tahılların,bakliyatların,yağların sindirilmesine yardım eder ve
oksitlenmesini önler.

*GIDALARIN BESİN DEĞERİNİ KORUYUP VE TOKSİK TESİR KAZANMASINI ÖNLEMEK*

İç ortamın hücre sağlığını koruyacak düzeyde değişmez tutulması gıdaların besin değerini koruyup toksik tesir kazanmasını önlemekle sağlanabilir.Bunun çareleri şunlardır:

*Gıdaları karıştırmadan yemek ya da içmek*

Gıdalar,konsantre(oksitlenen)ve konsantre olmayan gıdalar(oksitlenmeyen)olarak iki ana gruba ayrılır.Konsantre gıdalar kendi aralarında nişastalı ve proteinli gıdalar,konsantre olmayan gıdalar da
meyvalar ve çiğ sebzeler olarak ikiye ayrılır.Sebzeler pişirildikçe konsantre gıdaya dönüşürler.Örneğin;patates çiğ iken sebze,pişirildikten sonra nişastalı gıda grubuna girer.Bu gıdalardan meyva şekerleri direk olarak,nişastalı gıdalar alkali salgı ile sindirilerek,proteinli gıdalar
asit salgı ve çiğ sebzelerde bulunan canlı enzimlerle sindirilerek kana karışırlar. Bu nedenle,gıdalarımızı meyvalar, nişastalı gıdalar ve proteinli gıdalar olmak üzere üç ayı gruba ayırıp,üç ayrı öğünde yemek içmek zorundayız.Bu şekilde beslenirsek,gıdaların işe yarayan kısımları daha kolay ve daha çabuk sindirilip kana verilir. İşe yaramayan kısımları da daha kolay ve daha çabuk dışarı atılır.Bu sayede tüm gıdaların besin değerleri korunur, toksik tesir kazanması önlenir. Gıdalar karıştırılarak yenilip içilirse zor sindirilirler.Midede uzun zaman bekleyerek besin değerlerini kaybedip toksik tesir kazanırlar.Mideden
bağırsağa geçmeden mikroplar ve bakteriler tarafından tüketilirler.Sindirim sisteminde parazitlerin üremesine neden olurlar.Oksitlenirler.Bu olay,ağız kokusu,sindirim sancısı,mide ve bağırsak gazları gibi sorunlarla kendini gösterir.

*Örneğin;*

-Meyva ve meyva suları,nişastalı veya proteinli gıdalarla aynı öğünde yenilirse asit ve alkali salgıların etkisinde kalarak fermantasyona uğrayarak bozulurlar.Ayrıca besin değerlerini kaybedip toksik tesir
kazanarak iç ortamın ve karaciğerin düşmanı olurlar.
-Nişastalı gıdalar grubuna giren patates ile,proteinli gıdalar grubuna giren et,aynı öğünde yenilirse vücut patatesi sindirmek için alkali salgı,eti sindirmek için asit salgı salgılar.Salgılanan bu salgılar,midede
karıştırılınca ,kimyasalca kaçınılmaz olarak nötr salgıya dönüşürler. Nötr ortamda patates de,et de sindirilemez.Bu gıdaların sindirilebilmesi ve mideden bağırsağa geçebilecek hale gelmesi için mide tekrar tekrar asit ve alkali salgı salgılamak zorunda kalır. Vücut,en büyük enerjiyi gıdaların sindirilebilmesi için harcar.Bu enerjiyi harcamasının amacı,gıdalardan daha fazla enerji elde edip yaşamını sürdürebilmektir. Sindirim için bu kadar fazla enerji elde edip yaşamını sürdürebilmektir.Sindirim için bu kadar fazla enerji tüketilmesine rağmen,gıdalar besin değerini kaybedip,toksik tesir kazanmış vaziyette bağırsaklara geçerler.Bu defa vücut,gıdaların toksik tesirini yok etmek için,sindirim için harcadığı iki misli fazla enerji tüketir.Sonunda,kar edemeyen işletmenin iflas ettiği örneği,enerji iflasına uğrar ve hücrelerde dejenerasyon başlar.Bu olay,gençlik yıllarında yorgunluk, hazımsızlık, kabızlık, nezle, grip, solunum zorluğu, kalp yetmezliği, yüksek tansiyon, romatizma, artrit, kansızlık alerji ve cilt hastalıkları gibi sağlıksorunlarıyla,elli yaşından sonra da kalp krizi,felç ve kanser gibi ciddi hastalıklar şeklinde kendini gösterir.

*Gıdaların Öğünlere Göre Gruplandırılışından Örnekler*

*Sabah Kahvaltısı:

*Aç karnına 1-2 bardak ılık su +bir bardak vücudun ihtiyacı olan bitki çayı+bir tatlı kaşığı bal veya pekmez +meyva(Şeker hastaları şeker oranı düşükmeyvalar yemelidir.)

Kolay sindirilebilen ve çabuk kana karışan bu gıdalar vücudun;

vitamin,mineral ve acil enerji ihtiyacını karşılar.Birgün önce yenilen gıdaların toksik etkilriyle kirlenen kanın temizlenmesini ve güne enerjik başlamamızı sağlarlar. Koenzimlerin salgılanmasını mükemmelleştirir ve
vücudun ümmin (bağışıklık) sistemi güçlendirirler.

*Sabah Öğle Arası:*
1-2 bardak su ve 1 bardak süt içilebilir.

*Öğle Öğünü:*

Alkali salgı ile sindirilebilen nişastalı gıdalar grubundan oluşan bu öğünde pişirilmiş sebze+tahıl+bakliyat yenilmelidir. Öğle öğününde yenilen bu gıdalar yavaş yavaş enerjiye dönüştükleri için akşama kadar ihtiyaç duyulan enerjinin karşılanmasını sağlarlar.Bu gıdalar beraber pişirilip yenilirse daha besleyici ve lezzetli olurlar.

*Öğle ve Akşam Arası:*

1-2 bardak su,bitki çayı,ayran,ağır işciler için tatlı yenilebilir.

*Akşam Yemeği:*
Bu öğün her renkteki yeşilliklerden hazırlanmış salata +Hayvani gıdalardan oluşmalıdır.

Çinliler bu oranı:2 kısım salata,
2 kısım hayvani gıda,
1 kısım ekmek şeklinde önerirler.
Ekmek ve pirinci nötr gıda olarak kabul ederler.

Proteinler,hormonların hammaddesini oluşturur.Akşam yenilen bu gıdalar,seks hormonu başta olamk üzere tüm hormonların salgılanmasını kolaylaştırır. Sabah yapılan sporların,kasların güçlenmesi ve gelişmesi üzerindeki etkisini arttırır(mecbur kalınırsa öğle ve akşam öğünü değiştirelebilir.) *Akşam yemeğinden sonra,*vücuda rahatlık veren ve uyumayı kolaylaştıran bitki çayları içilebilir.

Bir öğün önce yenilen gıdalar,mideden barsağa geçmeden ikinci öğüne başlamamak Midedeki gıdalar bağırsağa geçmeden yenilen bir lokma gıda,daha önce yenilen gıdaların mideden bağırsağa geçmesini geciktirir. Bu da gıdaların mide de fazla beklemesine,besin değerlerini kaybedip toksik tesir kazanmasına neden olur.

*Aç karnına olmak şartıyla, gıdaların mideden bağırsaklara geçiş süreleri:
*1-Su,yudum yudum ve ılık içilirse:Midede beklemeden bağırsaklara geçer.
2-a)Meyva suları :0,5-1 saat
b)meyvalar :2 saat
3-Çorbalar :2 saat
4-a)Pişirilmiş sebzeler :2-4 saat
b)Tahıllar :2-4 saat
c)Bakliyatlar :2-4 saat
5-Hayvani Proteinler :4-5 saat
6-Kızartmalar :5-7 saat
7-Yağlar :7-8 saat
Bu gıdaların midede daha uzun bekleme nedeni,karıştırılarak yenilmeleri veya mide,bağırsak gibi sindirim organlarının hasta olmasına bağlıdır.

*Günde üç öğün beslenmek;*
Vücut alışkın olduğu saatlerde,sindirim salgılarını daha iyi salgılar.Bu nedenle,günde üç öğün saatinde beslenmeliyiz.
*Fazla soğuk ve sıcak yiyip içmemek;*
Fazla soğuk ve sıcak sindirim salgıların salgılanmasını zrlaştırır ve etkilerini azaltır.
*Stres ve yorgunluk hallerinde yemek yemek*
Stres ve yorgunluk halinde,sindirim salgıları düzensiz salgılanır.Gıdaların sindirimi zorlaşır.
*Temiz bir ortamda yemek,içmek*
Yemek yenilen ortam ne kadar temiz ve düzenli ise,gıdaları yiyip içmek de o kadar zevkli olur.sindirim salgılarıda daha etkili salgılanır.
*Gıdaları iyice çiğnedikten sonra yutmak*
Sindirim ağızda başlar.Bu nedenle,gıdaları iyice çiğneyip ağızdaki sindirim salgıları ile muamele edildikten sonra yutulmalıdır.Bazı gıdalar ağızda yeterli çiğnenmeden yutulurlar ise kesinlikle sindirilemezler.
*Bir öğünde mideyi 1 lt.den fazla doldurmamak*
Midenin hacmi,1-1,5 lt.civarındadır.Mide 2/3 den fazla doldurulursa gıdaların sindirimi zorlaşır.Kalp yorulur,mide deforme olur.
*Akşam yemeğini uyku saatinden en az 2 saat önce yemek*
Mide uyku halinde iken,sindirim salgıları salgılamaz.Bu nedenle akşam yemeklerinden sonra en az 2 saat uykuya yatılmamalıdır.Mecbur kalınırsa Meyva,meyva suyu çorba gibi kolay sindirilebilen ve mideyi çabuk terkeden gıdalar yenilip içilmelidir.
*HAYAT SAĞLIKLA GÜZELDİR...*

07 May 2009

ARI SOKARSA NE YAPMALIYIZ ?

Arı sokmasında halk arasında yapılan çoğu uygulamanın yanlış olduğu bildirildi.

Dr. Rodoplu, yaptığı açıklamada, ilkbahar ve yaz aylarında arı sokması ve buna bağlı alerjik reaksiyonların önemli bir acil olgu olduğunu belirtti. Arı sokan insanların yüzde 5'inde arı zehrine karşı alerji olduğunu, bunun da önemli sağlık sorunlarına yol açtığını kaydeden Rodoplu, arı zehrinin solunum durmasına kadar ileri etkilere yol açabileceğini ifade etti.

Alerjiye en fazla yol açan ve zehirli olan arı türünün, bal arısı olduğunu ve insanda anaflaksi denilen aşırı duyarlılığa bağlı şok tablosu meydana getirdiğini anlatan Dr. Rodoplu, böyle bir durumda önce ciltte kırmızılık, şişme ve kabarıklık görüldüğünü, daha sonra şişmenin bütün vücuda yayıldığını söyledi.

Dr. Rodoplu, bu durumda kaşıntı görülebileceğini, dudak ve dil ile solunum yolu iç örtüsünün de (mukoza) şişerek nefes borusunda spazm (bronkospazm), hırıltı, göğüste solunum yetersizliğine yol açabildiğini ifade ederek, ilk yardım konusunda şu bilgiyi verdi:

''İğneyi görebilirseniz, tırnaklarınız yardımıyla veya cımbız kullanarak çıkarabilirsiniz. Sokma yerini bol soğuk suyla yıkayın. Solunum sorunu olanlarda gerekli temel yaşam desteği yapılması lazım. Arının soktuğu bölgeye, zehrin kana karışmasını engellemek amacıyla turnike uygulaması, ısırılması, emilmesi, dağlanması asla önerilmeyen yöntemlerdir. Bunlar doğru bilinen yanlışlardır ve bu tip girişimlerin hiçbir bilimsel açıklaması olmadığı gibi pratik faydası da yoktur. Çünkü zehir ciltten girdikten sonra saniyeler içinde kana ve oradan da tüm vücuda yayılır. Bu nedenle çeşitli girişimlerle bunu engellemek asla mümkün değildir.''

05 May 2009

Swine Flu Information

World Health Organization

swine-flu The Wold Health Organization coordinates global health issues. Here is where you will find up to date information on the situation, with number of cases and deaths reported around the world.

The WHO offers an RSS Feed for the Swine influenza.

Centers for Disease Control and Prevention (CDC)

swine-flu

CDC provides extensive resources including detailed information about the virus, antiviral drugs, taking care of a sick person or which facemasks and respirators to use. Furthermore, there is a record of all cases and deaths confirmed within the USA, prominently displayed on the H1N1 Flu mainpage.

For everyone worried about catching the virus, CDC has a collection of sites dedicated to the Seasonal Flu. Although these recommendations were not specifically written for the swine flu, they apply just as well. There is a fact sheet of Good Health Habits that can help stop germs, a list of Symptoms, resources on possible Treatments and how you can Take Care Of Yourself.

The CDC also broadcasts on Twitter.

Swine Flu in the News

To keep an overview of a variety of Swine Flu related topics that may not be covered on the pages above, I recommend the following news sources.

Reuters

swine-flu Reuters reports from around the globe with articles, pictures and videos. The bottom of the page dedicated to the Swine Flu shows a world outbreak map. Scroll over the countries to view more details.

swine-flu

BBC News

The BBC features a set of thorough features, views and analysis. A slideshows explains the WHO pandemic alert phases and when following the links into the Q&A section another slideshow visualizes how the outbreak emerged.

The BBC records an interactive outbreak map, which can be scrolled through by from the first to the most recent case reports to see when and where cases appeared.

The Guardian

swine-flu Finally, if all of this is simply too much information, I recommend the simple FAQ from the Guardian. It’s straight forward and all key questions and facts are collected and answered on a single page.

They could have added that eating well-cooked pork is safe, though. So there’s no need to cancel that BBQ!

04 May 2009

OMUZ AĞRILARI

Omuz ağrısı nedir?
Omuz, vücudun en hareketli eklemidir. Gelişmiş hareket kabiliyeti için kas ve bağlarla desteklenir ancak kemik desteği zayıftır. Bu nedenle çok kolay zedelenebilir ve kolaylıkla etrafını saran kas ve bağlarda ağrıya yol açabilecek yaralanmalar olabilir. Bu ağrılar bazen geçicidir ama çoğunlukla uzun sürer ve zamanla omuz hareketlerinde kısıtlanmaya neden olur.

Sebepleri nelerdir?
Omuz ağrılarının en sık rastlanan sebepleri; kas, ligament, bursa ve tendonlardan kaynaklanan sebeplerdir. Omuz ağrılarının çok daha nadir görülen diğer nedenleri tümörler, enfeksiyonlar ve sinir hasarları ile ilgili problemlerdir.

•Sıkışma (İmpingement):
Omuz ekleminin hemen üzerinde bulunan kas ve tendonlar, kürek ve köprücük kemiklerinin birleştiği alanda sıkışabilir ve zaman içinde hareketlerle zedelenebilir, hatta yırtılabilir.

•Tendinit:
Tendon, kasları kemiğe tutturan kordon şeklinde bir yapıdır. Tendinit ise bu tendonların zorlanması ve yıpranmasıdır. Tendinit bazen yukarıda açıklanan sıkışma sonucu tendonların zedelenmesi ile kronik tendinit, bazen de kuvvetli bir zorlanmayla akut tendinit şeklinde oluşur. Hatta bazen tendonda yırtılmalar olabilir.

•Bursit:
Tendonların hareket ederken kemiğe sürtünerek zedelenmelerini azaltan içi sıvı dolu keselere bursa adı verilir. Bu keselerin yine tendinit oluşturan sebeplerle zedelenmesi ve koruyucu özelliklerini kaybetmelerine bursit adı verilir.

•İnstabilite:
Omuz bazen herhangi bir sebeple normal hareket sınırlarının ötesinde hareket eder. Bu bazen ani bir zorlanmayla oluşur bazen de omzu yerinde tutan bağların zayıflamasıyla oluşur. Bunun sonucunda omuz çıkıkları oluşur ve bu da ağrı ve hareket güçlüğü yaratır. Özellikle sporcularda, baş üstünde yapılan aktivitelerde omuz ağrısı bu nedenle görülebilir.

•Artritler:
Bazı romatizmal hastalıkların seyri sırasında omuz eklemi tutulabilir ve omuzda ağrının yanı sıra hareket kısıtlılığı, şişme gibi belirtiler verebilir.

Ne zaman doktora başvurulmalıdır?
Omuz ağrıları bazen hafif seyreder ve birkaç gün içinde kendiliğinden düzelir.

Ancak;
•48 saatten fazla süren ağrılarda
•Çok şiddetli ağrılarda
•Ağrı ile birlikte hareket kısıtlılığı olduğunda
•Kol, boyun ya da sırta doğru yayılan ağrılarda ve ağrılara eşlik eden uyuşma ya da hissizlik durumunda vakit geçirmeden doktora başvurulmalıdır.

Nasıl teşhis konur?
Öncelikle hastanın şikayetleri dinlenmeli ve iyi bir fizik muayene yapılmalıdır. Daha sonra elde edilen bulgular doğrultusunda kemik yapılarını değerlendirmek için röntgen ya da bilgisayarlı tomografi; yumuşak dokuları değerlendirmek için MR, gerekirse EMG testi yapılabilir. Bütün bunların yeterince fikir veremediği durumlarda omuz artroskopisi yapılabilir.

Nasıl tedavi edilir?
Tedavide istirahat, fizik tedavi ve egzersiz tedavisi ile ağrı oluşturacak günlük işleri düzenlemek önemlidir. Bitkisel ve özel yağlarla masaj uygulamaları başarılı sonuçlar vermektedır. Ağrı kesici ilaçların yanında bazen de omuz içine kortizon enjeksiyonları yapılabilir. Bütün bu tedavilerle düzelmeyen hastalarda (yaklaşık %10 oranında) cerrahi tedavi gerekebilir.

ALERJİK NEZLE BASİT BİR HASTALIK DEĞİLDİR

En sık rastlanan alerjik hastalıkların başında gelen alerjik nezle çocuklarda da görülüyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hülya Ercan, "Allerjik nezlesi olan hastalarda astım ve egzema gibi diğer allerjik hastalıklar da gelişebilir, bu nedenle yakından takip edilmelidirler." diyor.

Allerjik Nezle nedir?
Allerjik nezle en sık rastlanan allerjik hastalıktır. Burunda;
• Akıntı
• Kaşıntı
• Tıkanıklık
• Hapşırma
ile kendini gösterir.
• Allerjik nezlesi olan çocukların burun akıntısı renksiz ve berraktır.
• Burnun sürekli silinmesine bağlı olarak burnun üst kısmında çizgilenme olabilir.
• Göz altlarında koyu renkli halkalar görülebilir.
Tekrarlayan boğaz temizlemesine bağlı olarak kesik kesik öksürme olabilir.
Allerjik nezleye neden olan allerjenler sıklıkla;
• polenler (çiçek tozu)
• ev tozu akarları (mayt)
• kedi-köpek-kuş gibi hayvanların tüyleri ve salyaları ile hamam böceğidir.
Polenler genellikle mevsimsel şikayetlere yol açarlar. En sık görüleni çayır poleni duyarlılığı olup şikayetler ilkbaharda alevlenir.
Ev tozu akarları (maytlar) ise kumaş kaplı yüzeylerde, yün yatak-yorgan-yastıklarda , halılarda bulunur. Rutubet yaşamalarını kolaylaştırır. Şikayetler yıl boyu ve özellikle de sabah yataktan kalkarken belirginleşir.

Allerjik Nezlenin kaç tipi vardır?
Belirtilerin görülme sürelerine göre alerjik nezle mevsimsel veya peroneal (yıl boyu) alerjik nezle olarak sınıflandırılır.
Çayır poleni alerjilerinde olduğu gibi şikayetler sadece bir mevsimle sınırlı kalırsa mevsimsel alerjik nezle olarak takip edilir.
Ev tozu maytlarına duyarlılığı bulunan kişilerde olduğu gibi bulgular tüm yıl boyunca görülenler ise peroneal alerjik nezle gurubuna girerler.

Nedenleri nelerdir?
Allerjik nezlenin gelişmesindeki en büyük risk faktörü hastanın ailesinde allerjik bir hastalığın bulunmasıdır. Sigara ve egzoz dumanı, hava kirliliği, evde hayvan beslenmesi, hijyenik ortamda yaşanması gibi faktörler de allerjik nezle gelişme riskini artırırlar. Alerjik nezle belli bazı alerjenlere duyarlılığı bulunan çocuklarda uygun genetik ve çevresel şartlar sağlandığında ortaya çıkar.

Allerjik Nezleye bağlı olarak görülebilecek hastalıklar nelerdir?
Çoğunlukla allerjik nezlesi olan çocuklar erişkinlerde olduğu gibi tipik bulgular vermezler.
• Düzelmeyen ve yineleyen öksürük
• Geniz akıntısı
• Orta kulak iltihabı
• Sinüzit
• Geniz etinin büyümesinin
altında allerjik nezle bulunabilir.
Allerjik nezle çocukların,
• uyku düzeninin bozulmasına
• okul veriminin azalmasına
• dikkatinin dağılmasına
• konsantrasyonunun bozulmasına
neden olduğu için tanınmalı ve tedavi edilmelidir.

Allerjik Nezlenin teşhisi nasıl konur?
Allerjik nezle bir doktor tanısıdır. Benzer şikayetlere neden olan diğer nezlelerden ayırt edilmelidir. Hastanın doktor tarafından şikayetleri dinlenip ayrıntılı fizik muayenesi yapılmalı, burun akıntıları incelenmeli, kanlarında veya ciltlerinde neye allerjileri oldukları araştırılmalıdır.

Allerjik Nezlenin tedavisi nasıl yapılır?
Allerjik nezle ömür boyu süren ve tamamen iyileşmeyen bir hastalık olmasına rağmen kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Allerjik nezlenin tedavisinde ilk ve en önemli nokta belirtilere yol açan allerjenden uzak durulmasıdır. Bu nedenle aşağıdaki önerilere dikkat ediniz.

Çocuğunda ev tozu akarına allerjisi olanlar
• Akar geçirmeyen yatak kılıflarını kullanınız
• Evde rutubeti azaltınız
• Evinizi her gün havalandırınız
• Çocukların uyuduğu odadaki yün halı, yatak-yorgan-yastıkları, üzerinde toz tutabilecek kitapları, oyuncakları uzaklaştırınız
• Hafif nemli bir bez ile her gün odanın tozunu alınız
Hayvanlara allerjisi olanlar
• Hayvanı uzaklaştırınız
Polen allerjisi olanlar
• Polen mevsiminde pikniğe gitmeyiniz
• Gün içinde camları kapatıp ev içine polen girişini engelleyiniz

Allerjenden korunmaya rağmen şikayetleri devam eden hastaların sürekli veya gerektikçe kişiye uygun ilaçlarla allerjisi kontrol altında tutulmaya çalışılmalıdırlar. Tüm tedavilere rağmen şikayetleri devam eden küçük bir gruba ise immünoterapi (aşı) tedavisi uygulanabilir.

Tedavide geç kalınması durumunda nezlenin astıma çevirmesi durumu söz konusu mudur?
Allerjik nezlesi olan hastalarda astım ve atopik dermatit (egzema) gibi diğer allerjik hastalıklarda gelişebilir, bu nedenle yakından takip edilmelidirler.
Alerji reçeteleri
Aşağıdaki reçeteler, alerjik rahatsızlıkların tedavisine yardımcı olacaktır.
Büyükçe siyah bir turp iyice yıkanır. Sonra kabukları soyulup rendelenir. Bir süre bekledikten sonra süzülerek içilir. Alerjik belirtiler kayboluncaya kadar her gün devam edilir.
3 çorba kaşığı şahtere; su dolu bir çaydanlığa konulup, 15 dakika kaynatılır. Sabah, öğle ve akşam yemeklerinden sonra, birer çay bardağı içilir.
2 kahve kaşığı acı yonca ve 2 kahve kaşığı ravend, orta büyüklükte bir çaydanlıkta kaynatılır. Sabah, öğle ve akşam yemeklerinden sonra, birer çay bardağı içilir.
Orta boyda bir çaydanlığa, bir avuç suteresi konur ve 15 dakika kaynatılır. Sabah, öğle ve akşam yemeklerinden sonra, birer çay bardağı içilir.
Aşağıda tarif edeceğimiz masajların da alerjik reaksiyonları azalttığı belirtilmektedir.
Bir sandalyeye oturulur. Diz kapaklarının arkasındaki kat yerinin tam ortası iyice ovulur. Her gün, birkaç kere tekrarlanır.

Hasta, bir sandalyeye belden yukarısı çıplak olduğu halde oturtulur. Başını eğmesi söylenir. Bu durumda; ense kökünde bir kemik çıtkıntısı belirir. Bu çıkıntıdan aşağıya doğru 3 çıkıntı sayılır. Bu noktadan itibaren 1 parmak sol ve 1 parmak sağındaki nokta iyice ovulur.

DOKTORA GITMEYI DE KESINLIKLE IHMAL ETMEYIN

23 April 2009

İş yaşamında beslenme...

Günlük koşuşturmanın içinde özellikle de iş yaşamında en çok gözardı edilen
konuların başında beslenme geliyor. İş yoğunluğundan dolayı öğün atlanması
veya fast food beslenmeye yönelme çok sık karşılaşılan bir durum. Bu durumda
düzensiz beslenmenin yaratabileceği bir çok sorun da süpriz değil.

Yapılan bir çok çalışmada beslenmenin özellikle iş yaşamında ön planda olan
fiziksel performansa ve beyin fonksiyolarına olan etkisi gösterilmiştir.
Tabii ki beslenmenin sağlığın korunması ve devamlılığının sağlanmasına olan
katkısı da gözardı edilemez. Bu yüzden yeterli ve dengeli beslenme
kurallarını ofise de taşımak şart. Özellikle de yoğun çalışan insanların,
vücutlarının savunma sistemlerini destekleyebilmek için beslenmelerine daha
çok önem göstermeleri gerek.

Güne başlarken en önemli adım kahvaltıdır. Özellikle tam tahıllı ürünlerin
daha yoğun tüketilebileceği bu öğün ofiste tam tahıllı peynirli bir sandviç
bile olabilir. Bunu yapacak vakti olmayanlar meyve ve sütün yer aldığı kolay
bir kahvaltı da yapabilirler.

Gün boyunca oluşturulması gereken önemli bir alışkanlık da ara öğün yapma
alışkanlığıdır. Bu alışkanlık sayesinde kişi öğünlerinin düzenini, çeşidini
ve miktarını daha iyi düzenleyebilir. Çok vakit harcamadan hatta
toplantılarda bile yapılabilecek küçük ara öğünlerin çoğu zaman kurtarıcı
olabiliyor. Örneğin işyerinde daha rahat yenilebilecek olan elma, kayısı,
armut, mandalina gibi meyveler veya kuru meyveler hem antioksidan özelliğe
sahiptir hem de kişinin öğün atlamamasını sağlarlar. Toplantı zamanlarında
ise bir sütlü kahve - az kahveli - veya ortaya konulan kuru meyve tabağı
güzel bir seçenek olabilir.

Öğleye doğru kişinin performansı yavaş yavaş azaldığı için bu öğünü
atlamamak gerekir. Aslında öğle öğünü hem keyifli bir mola hem de gün
boyunca vücudun fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gerekli besin
öğelerinin sağlanacağı bir zamandır. Bu öğünde dikkat edilecek noktalardan
biri, sebze veya salata gruplarından birinin ve tam tahıllı ürünlerin yer
almasıdır. Bu, özellikle hareketsiz bir ofis yaşamı olanlarda daha ön plana
çıkıyor. Gün içerisinde süt -yoğurt grubu düzenli tüketilmiyorsa, mutlaka
ayran veya yoğurt bu öğünde yer almalı. Özellikle minumum haftada iki gün
balık olacak şekilde ızgara seçeneği de eklenebilir. Bunların içerisinde
dikkat edilecek önemli bir nokta da tüketilen besinlerin yağ içeriği. Yemek
şeçimi yapılırken yağ içeriklerini değerlendirip buna göre bir seçim yapmak
daha sağlıklı olacaktır. Eğer tüm seçeneklerin yağ içeriği yüksek ise bir
başka seçenek evden getirmek olabilir. Evden getirilen yiyeceklerde de
bahsedilen besin gruplarına dikkat etmek şart. Evden getirilecek olan tam
tahıllı ekmekle yapılmış bir sandviç ve ayranla da güzel bir seçenek
oluşturulabilir.

Öğle öğününün evden getirilmesindeki tek dezavantaj hijyen ve saklama
koşullarına dikkat etme zorunluluğu. Evden getirilen besin hazırlanırken
cinsine göre iyi yıkanmış veya iyi pişirilmiş olmalı ve ofise gelene kadar
sıcakta bırakılmamalı. Ofise gelindiğinde ise mutlaka buzdolabı ısısında
muhafaza edilmeli.

Beslenme neredeyse her koşulda vücut fonksiyonlarını etkileyen bir faktör.
Özellikle de iş yaşamında hareketsizlik, stres, yoğun çalışma saatleri gibi
faktörlerin vücuda verebileceği zararları önlemesi açısından belki de bir
şans. Bunu kullanabilmek ise hiç zor değil.

21 April 2009

Bahar Yorgunlugu

Baharla birlikte doğa canlanırken çoğumuzda bir tembellik hatta” bahar yorgunluğu” denen bir durum ortaya çıkar. Hava değişiklikleri insan biyoritmini olumsuz etkiler. Havaların ısınmasıyla birlikte çoğu kişide halsizlik, yorgunluk, eklem ağrıları, isteksizlik, uyku isteği gibi şikayetler görülmektedir. Yanlış beslenme alışkanlıkları, vitamin ve minerallerin yeterli miktarda alınmaması, hareketsiz yaşam biçimi, tiroit bezinin çalışma düzensizlikleri bahar yorgunluğunun altında yatan nedenler olabilmektedir.


Havadaki nemin artışı vücutta burun, boğaz ve nefes yollarında ödeme neden olarak akciğere giden oksijen miktarını azaltır. Vücut oksijen azalmasının etkilerini azaltmak için tedbir alır ve kan damarlarında daralmalar ortaya çıkar. Bu sebeple örneğin kalp damarları daraldığında hipertansiyon, hatta kalp krizleri, midede gastritler, ciltte damarların daralması ile kuruma ve saç dökülmeleri, genel olarak oksijen azlığına bağlı yorgunluk, baş dönmesi, halsizlik gibi şikayetler artar… Gerekli önlemler alınmazsa bu “yorgunluk” zamanla kronik hale gelir ve sağlığımızı ciddi olarak tehdit edebilir…

Bu şikayetlerin giderilmesinde özellikle C ve B vitaminleri ve antioksidanlar yönünden zengin bir beslenme yardımcı olacaktır. Vitamin içeriği zengin meyve sebzeler günde en az 5 porsiyon tüketilmesi önerilen doğal koruyuculardır. Havaların ısınmaya başlaması ile birlikte vücutta su ihtiyacı artar. Bu dönemde özellikle A,C vitaminleri ve antioksidanlarca zengin taze meyve sularının sıklıkla tüketilmesinde yarar vardır. Özel bir sağlık şikayetiniz yok ise günde 1,5-2 lt. su vücut için gereklidir.

Eğer ödeminiz varsa kiraz sapı gibi bitkilerle hazırlanacak çaylarda diüretik özellikleri ile ödemin çözülmesinde faydalı olacaktır. Vücut direncini arttıracak bir beslenme programı şikayetleri azaltacaktır. Vücudun ihtiyaç duyacağı vitamin mineralleri sağlamakta sebze-meyveler en sağlıklı kaynaktır. Ana öğünlerde taze mevsimlik sebzelerden hazırlanacak sebze yemekleri ve salatalar, ara öğünlerde ve atıştırmak içinse taze meyveler her gün sofranızda bulunmalıdır. Kan şekerinizin düşmesi yorgunluk, halsizlik şikayetlerini arttırır, bu sebeple öğün sayısını diğer zamanlara göre arttırmakta yarar vardır, az ve sık yiyerek bahar aylarında daha sağlıklı beslenmek mümkün.

Bu mevsimde, özellikle akşamları çok ağır, yağlı yemekler tüketmemeli, çay, kahve, alkol gibi içeceklerin tüketimini azaltmalısınız. Karbonhidratlar sindirimi daha zor olacağından ağırlık yapabilir bu mevsimde taze sebzeye yönelmeli, pilav, makarna, börek türü yiyecekleri daha az tüketmelisiniz. Yine bu mevsimde bolca bulunan balıkların haftada en az iki kez tüketilmesi özellikle omega yağ asitlerini yeterince almanız açısından yararlı olacaktır. Düzenli fiziksel aktivite bu dönemde hissedilen yorgunluğun atılmasında ve özellikle akşamları yapılacak açık havadaki yürüyüşler düzenli ve kaliteli bir uykuya yardımcı olacaktır.

Baharla birlikte yapılmaya başlanılan yanlış ve bilinçsiz diyetler fayda değil zarar vermekte, metabolizma hızını yavaşlatarak çoğu kez hem kilo almaya hem de yorgunluk şikayetlerinin artmasına sebep olmaktadır. Düzenli olarak haftada en az 3 gün 45 dakikalık tempolu yürüyüş, aktif ve sosyal bir yaşam sağlıklı kalmanıza yardımcı olacaktır. Bu mevsimde sıklıkla tüketmeniz gereken bazı besinler şunlardır;

Kuşburnu:Kuşburnu meyveleri A, B1, B2, C, E ve K vitaminleri ile mineral maddeler, özellikle fosfor ve potasyum elementleri bakımından oldukça zengindir. 100 gram kuşburnunda bulunan C vitamini portakaldan kat be kat daha zengindir.. Etkin bir kan temizleyici, bağırsak yumuşatıcıdır. Taze olarak tüketilebileceği gibi, suyu, taze yapılmış marmelat ve reçelleri, pastalarınızda kullanabileceğiniz lezzetli bir meyve olarak da çok yararlıdır.

Kereviz:Zengin C vitamini olması yanında kolesterol düşüren maddeler içerir. Bu mevsimde zeytinyağlı olarak veya salatasını sıkça tüketmekte fayda vardır.

Çilek: C vitamini yönünden en zengin gıdalardan biriside çilektir.Bağışıklık sistemini güçlendirir. Taze olarak doğal ortamlarda yetişmiş çilekleri bu mevsimde tüm ailenizin özellikle çocuklarınızın öğünlerinde sıkça yer vermelisiniz.

Üzüm: Kan dolaşımını arttıran en önemli gıdalardandır. A ve C vitaminleri yönünden zengin olan üzümde ayrıca bol miktarda potasyum ve demir de vardır. Mevsiminde taze olarak tüketilebileceği gibi, suyu da çok lezzetli ve besleyicidir. Öğünlerde yemeklerle beraber tüketilmesini alışkanlık haline getirin.

Erik: C vitamini açısından zengindir. İçerdiği düşük şeker oranı ile düşük glisemik indekse sahiptir ve özellikle kilo kontrolünde etkilidir. Mevsiminde sıkça tüketilmelidir. Yine bu aylarda taze eriklerden hazırlanacak reçel ve marmelatlar kış ayları boyunca da ihtiyacınız olan vitaminleri depolayacak gıdalar olacaktır.

Kayısı:Sodyum açısından fakir, potasyumdan ve vitaminlerden B karoten vitaminler açısından da çok zengin olması, önemini baharda daha da arttırmaktadır. B vitamini eksikliklerinde iştahsızlık, sinirlilik, çarpıntı gibi şikayetler görülmektedir. Ayrıca ciltteki aknelerin iyileşmesi ve kabızlığın giderilmesinde de etkilidir.

ACI MARUL

Eser element

Potasyum

Fosfor


(Lactuca virosa)

1. Yaşamsal önem taşıyan maddeler içerir.
2.
Yağ metabolizması nı düzenler.
3.
Felç riskine karşı korur.
4.
Yapraklarından ve kökünden yapılan çay: karaciğer, dalak ve böbreklerin faaliyetlerini düzenler.

AHUDUDU

C vitamini

Potasyum

Kalsiyum

Demir

Folikasit


(Rubus Idaeus)

1. Virüs ve bakterilere karşı korur
2.
Tümör oluşumunu engeller
3.
Kanı temizler,
4.
Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar.
5.
Terletir ve İdrar söktürür.
6.
Kabızlığı giderir.
7.
Vücuda dinçlik verir.

AVOKADO

Doymamış yağ asidi

B6 vitamini

E vitamini

Potasyum

Glutathion


(Persea americana)

1. Kalp ve Kan dolaşımı için birebir.
2.
Kansere karşı koruyucu
3.
Glutathion süper bir hücre koruyucusudur, (en iyi antioksidanttı r)
4.
Hücrelerin yaşlanmasını geciktirir.
5.
Protein bakımından zengindir.

BEYAZ KIRMIZI LAHANA

C vitamini

B vitamini

Kalsiyum



1. Bağışıklık sistemini güçlendirir
2.
Stres semptomlarıyla savaşır.

BEZELYE

Protein

Magnezyum



1. Kolesterol düzeyini düşürüyor
2.
Bağırsak kanser riskini azaltıyor.

BROKOLİ

Magnezyum

A Vitamini

C vitamini

Potasyum



1. Kansere karşı korur
2.
Kasları güçlendirir.

CEVİZ FISTIK FINDIK

B vitamini

E vitamini

Çinko

Demir



1. Sakinleştirir
2.
Uyumayı sağlar
3.
Stresi azaltır.

ÇİLEK

C vitamini

Kalsiyum

Potasyum



1. Bağışıklık sistemini güçlendirir
2.
Metabolizmayı harekete geçirir.

DANA ETİ

Demir

Protein

Potasyum



1. Soğuk algınlığı
2.
Öksürük
3.
Gribe karşı iyileştirici

DENİZ BİTKİLERİ

Omega3 yağ asidi

Pantothenik asit



1. Kolesterol düzeyini düşürür
2.
Kalp krizi riskini azaltır.

DOMATES

Likopen

Folikasit

Tyrosin



1. Likopen kansere karşı korur
2.
Folikasit hücre yapımını uyarır.
3.
Karaciğer hastalıklarına iyi gelir.

ELMA

Pektin

Bioflanovoid

C vitamini



1. Kolesterol düzeyini düşürür
2.
Bağışıklık sistemini güçlendirir.

ENGİNAR

Cynarin

B vitamini

C vitamini



1. Kan şekerine ve kalbi iyi gelir.
2.
Cynarin Karaciğer ve Safra kesesinde biriken nikotin, alkol ve yağın vücuttan atılımını sağlar.

ERİK

Potasyum

Demir

B vitamini



1. Vücuttaki fazla suyun atılmasını sağlar enerji verir.

ESMER BUĞDAY

Lysin

Lezithin



1. Beyni ve sinirleri besler
2.
Öğrenmeyi güçlendirir.

FASULYE

Demir

Kalsiyum

B vitamini

C vitamini

Protein



1. Kan ve hücre yapımına yardımcı oluyor.

FRENK ÜZÜMÜ

C vitamini

Niasin

Kalsiyum



1. Sinir ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlıyor.

GREYFURT

Folikasit

C vitamini



1. Kan basıncını azaltır
2.
Kan yapımını artırır.

HAVUÇ

A Vitamini

Selenyum



1. Sperm üretimini sağlıyor
2.
Vücudu enfeksiyonlara karşı koruyor.

ISPANAK

A Vitamini

Folikasit

Magnezyum

E vitamini

Manganez



1. Sinirleri güçlendiriyor.
2.
Özellikle hamilelikte tavsiye ediliyor.

KABA ÖĞÜTÜLMÜŞ BUĞDAY

B vitamini

Demir

Magnezyum



1. Bacak kaslarındaki krampları yok ediyor.
2.
Uyku süresini azaltıyor.

KABA ÖĞÜTÜLMÜŞ ÇAVDAR

Magnezyum

Karbonhidrat

B vitamini



1. Enerji sağlıyor
2.
Stresi azaltıyor.

KAVUN

Magnezyum

Potasyum

Kalsiyum



1. Vücuttaki su düzeyini ayarlıyor
2.
İdrar oluşumunu artırıyor.

KEFİR

Laktik Asit



1. laktik asit bakterileri Bağırsak enfeksiyonuna
2.
Kabızlığa ve gaza iyi geliyor.

KEREVİZ

Potasyum

Sodyum

Kalsiyum

Magnezyum



1. Kabızlık
2.
Mide ve Bağırsak sorunlarına karşı etkili.

KIRILMAMIŞ PİRİNÇ

Protein

Potasyum

Kalsiyum

Magnezyum



1. Mide yanması
2.
Gaza karşı etkili.
3.
Vücuttaki fazla suyu atıyor.

KIRMIZI ÜZÜM

Phyto-östrojen

Potasyum

Kalsiyum



1. Yüksek tansiyona karşı iyi geliyor
2.
Trombozları önlüyor

KİVİ

C vitamini

Karotionid

Flavonoid



1. Zayıflatıyor
2.
Bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

KUŞBURNU

Likopen

C vitamini

E vitamini

Demir



1. Soğuk algınlığı ve
2.
Gribe karşı önleyici etkiye sahip.

KÜMES HAYVANLARI

Protein

Potasyum

Magnezyum

B vitamini

Çinko



1. Baş ağrısı sorununa karşı etkili
2.
Stresten arındırıyor.

LAHANA TURŞUSU

Laktik asit

B12 vitamini



1. Bakterileri ve Tümör oluşumunu önlüyor.

LİMON

C vitamini

Glucarate



1. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor
2.
Mide kanserini önlüyor.

MANGO

A Vitamini

B vitamini

Çinko



1. Cinsel enerjiyi yükseltiyor

MANTAR

Sodyum

Potasyum

Kalsiyum

Magnezyum



1. Kasları güçlendiriyor
2.
Saç ve tırnakları besliyor.

MERCİMEK

Çinko

Aminoasit



1. Yorgunluğu gideriyor strese karşı etkili

MISIR

Çinko

Magnezyum

B vitamini



1. Stresle savaşıyor
2.
Bağırsak kanserini önlüyor.

MUZ

Potasyum

B6 vitamini

Serotonin

Magnezyum



1. Rahatlatıyor
2.
Uyumaya yardımcı oluyor.

MÜRVER

Potasyum

B1 vitamini

C vitamini



1. Terleten ve öksürüğü azaltan etkiye sahip.
2.
Kabızlığa iyi geliyor.

NAR

C vitamini

Demir

Potasyum

Alkaloit

Glikozit



1. İçerdiği bazı maddeler sayesinde kolesterol ve şekeri de dengeler
2.
Kalp sağlığını korur, kalbi kuvvetlendirir,
3.
Kanser hücrelerinin de gelişmesini engeller,
4.
Yeşil çaya nazaran üç kat daha güçlü antioksidan etkiye sahiptir,
5.
Meyve kabuğu alkaloit, tanen ve glikozitler içerir.
6.
İshali keser, (şerit) bağırsak kurtlarını düşürür, Kanlı ishal de de kullanılır,
7.
İdrar söktürücü, Kan yapıcı, Enerji verici ve Tansiyon düşürücü özelliği
8.
Meyve kabuğu ekstresinin; güçlü virüs ve mikrop öldürme özelliği, cilt üzerindeki enfeksiyon ve yaraları iyileştirici özelliği vardır,
9.
Meyve kabuğu tanenlerinin antioksidan ve anti-tümör etkileri de bilinmektedir,

PAPAYA

Karotinoid

Enzimler

C vitamini



1. Kalp hastalıklarını önlüyor
2.
Stresi azaltıyor

PATATES

Mineraller

C vitamini

Protein

Potasyum



1. Kansere karşı koruyucu
2.
Vücudu toksinlerden arındırıyor.

PEYNİR

Protein

Sodyum

Potasyum

Kalsiyum



1. Kemikleri güçlendiriyor
2.
Sinirleri koruyor.

PEYNİR SUYU

Sodyum

Potasyum

Kalsiyum

Laktik asit



1. Bakterileri Sindirim sistemi şikayetleri
2.
Mide yanmasına karşı iyi geliyor.

PIRASA

Allisin

Çinko

Manganez

Selenyum



1. Kan basıncını düşürüyor
2.
Kalbi ve damarları güçlendiriyor.

PORTAKAL

B vitamini

C vitamini

Potasyum

Kalsiyum

Selenyum



1. Vücuttaki fazla suyun atılmasını sağlıyor.

RAVENT

Magnezyum

Manganez

Kalsiyum

B vitamini



1. Sağlıklı kemiklerin oluşumuna katkıda bulunuyor.

REZENE

C vitamini

Uçucu yağlar

Demir

Potasyum

Kalsiyum



1. Öksürüğü önlüyor
2.
Vücuda oksijen alımını artırıyor.

RİNGA BALIĞI

Omega3 yağ asidi

Sodyum

Potasyum



1. Damar sertliğini
2.
Yüksek tansiyonu önlüyor.

SARIMSAK

Quercetin

Ajoene

Allisin



1. Kansere karşı bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

SHIITAKE MANTARI

Lentinan

D vitamini


(Letinus edodes)

1. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor
2.
Kanser oluşumunu engelliyor.
3.
Kanı sulandırıcı,
4.
Kolesterol düşürücü,
5.
Tümör küçültücü,
6.
Cinsel gücü arttırıcı etkilere sahip.
7.
Lentinan maddesi Japonya'da anti kanserojen ilaç olarak tescil edilmiş.