27 February 2009

"İlacı hazırlamak için 2 litre limon suyu, 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak, ağzı sıkı kapanan koyu renkli veya üzeri kağıtlakapatılmış bir kavanoz lazım.

Limonlar iyice sıkılıp suyu kavanoza doldurulur. Soyulmuş 40 diş orta boy sarımsak yıkanmadan ve ezilerek limon suyunun içine atılır ve kavanozun kapağı kapatılır. 25 gün boyunca normal ılık bir yerde saklanacak ve her gün çalkalanacak. Sarımsaklar iyice erimiş olacak. 25 gün sonra kavanoz açılıp her sabah aç karnına mümkünse aynı saatte yarım veya bir çay bardağı, kavanoz bitene kadar içilecek. Kavanozun kapağı hep kapalı tutulacak. Kavanoza asla su, şeker v.b. karıştırılmayacak ancak içerken bardağa su katılabilir.

İşte bu kadar!

Yüzde 100 kanıtlanmış yararları

1-Tüm damar iltihaplarını (vaskülir) tedavi ediyor, tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu önlüyor...

2-Kolesterol ve lipidi düşürüyor, zararlı yağların yakılmasını sağlıyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor (Bu dönemde diyete dikkat etmek gerekiyor), şekeri düşürüyor, pankreasın yenilenmesini sağlıyor...

3-Böbrek ve safra taşlarını eritiyor, idrar söktürüyor, vücuttaki şişkinlik ve tüm dokulardan ödemi kaldırıyor...

4-Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve on iki parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini yapıyor...

5-Tüm romatizmal iltihabı önleyip, her tür romatizmal ağrıları dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem düzeylerinin yenilenmesini sağlıyor, her türlü ağrıyı kesiyor...

6-Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerinin yenilenmesini sağlıyor; sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hızını artırıyor, felçlere ve vertigo'ya fayda veriyor...

7-Vücudun bağışıklık sistemini son derece kuvvetlendiriyor ve her türlü alerjiyi özellikle damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini kökünden kesiyor, kansere karşı tüm vücudu koruyor.

Kollestrol kandırmacası

260 Kolesterol iyidir ile başladık. İlaç satışları düştükçe, sağlıklı yaşam için gerekli kolesterol miktarı da düşürüle, düşürüle 120 ye indi.

Baktılar bu da satışları arttırmaz oldu, Şimdi diyorlar ki; Statinler (Kolesterol ilaçları) Alzaimer'i önlüyor.

Oysa bu konuda tek bir araştırma yok. Unutmayın metabolizma erkeklik hormonunu kolesterolden yapar-

Prof. Dr. Cankat Tolunay

(05.05.2008 ATV Muhabir programı)

**

Statinler tüm vücudu koruyor.

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU

(28.09.2005 Hürriyet)

***

"Kolesterol İcat edilmiş bir hastalıktır"-

Shane Ellison
Kolesterolümüzün yükselmesinden çok korkuyoruz. Çünkü diyetisyenler ve hekimler, basın-yayın organlarında, kolesterolün kalp ve damar hastalıklarına neden olduğu yönünde hemen her gün bizi uyarıyor.

Ancak sesleri diğerlerinin arasında kaybolsa da aksini iddia eden uzmanlar da var. Yüksek kolesterolün, söylendiği gibi sağlığımız için tehlike oluşturmadığını söylüyor, hatta kandırıldığımızı iddia ediyorlar. Geçtiğimiz günlerde 'Bir Masalmış Kolesterol' adlı kitabı Türkçede yayımlanan Shane Allison, aslında bir hastalık tanımlandıktan sonra onunla ilgili bir ilacın yapılması gerektiğini
belirtiyor ve şöyle diyor: 'Kırmızı pirinç mayası denen mantarın, kolesterol düşürücü etkisi olduğu keşfedilince ilaç endüstrisi sırf ilacı satmak için insanları yüksek kolesterolün bir hastalık olduğuna inandırdı. Önce ilacı yaptılar, sonra hastalığı icat ettiler.'

Benzer görüşleri Türkiye'de dillendirenler de var. Prof. Dr. Ahmet Aydın ve biyolog Mevlüt Durmuş
bunlardan ikisi. Bu üç uzmanla kolesterol üzerine yaptığımız röportaj, hiç duymadığınız bilgi ve yorumları içeriyor.

Kolesterolümüzün, uzmanların yaşımıza ve cinsiyetimize göre belirlediği değerlerin üzerine
çıkmasından fena halde korkuyoruz. Çünkü yüksek kolesterolün damar tıkanıklıklarına ve kalp rahatsızlıklarına sebep olduğu yönünde, yayın organlarında hemen her gün bir uzman uyarısı
ile karşılaşıyoruz. Sesleri, kolesterolü yükseltecek gıdalardan şiddetle kaçınmamız gerektiğini söyleyenler kadar çıkmıyor; ancak aksini iddia eden uzmanların sayısı da hızla artıyor. Kolesterolün yüksek olmasının sağlık için bir tehlike oluşturmadığını, hatta ticarileşen tıbbın,
ilaç tüketimi için icat ettiği bir hastalık olduğunu söylüyorlar. Kitaplar yazıp, sanal ortamda seslerini yükseltiyorlar. Geçtiğimiz günlerde Hayy Kitap'ın 'acil serisi' dizisinden çıkan 'Bir Masalmış Kolesterol' adlı kitabı buna bir örnek. Kitapta, yükselecek diye ödümüzün koptuğu kolesterol ile ilgili ilginç iddialar öne sürüyor, organik kimya uzmanı Shane Ellison. Kitabın yayınını fırsat bilerek,
sentetik tıbbı terk edip bağımsız bir araştırmacı olarak çalışan Shane Ellison ile bir söyleşi yaptık,
kendisinden pratik öneriler aldık.

Kolesterol ile yaygın kanıların aksine
tezleri ile bilinen Prof. Dr. Ahmet Aydın'a ve
biyolog Mevlüt Durmuş'a mikrofonumuzu tuttuk.
İşte kolesterol ile ilgili pek sık duyamayacağınız
türden açıklamalar...
Senelerdir kolesterol ile ilgili olarak kandırıldığımızı
yazıyorsunuz.

Peki, bu 'kandırmaca' neden?
Çünkü sadece kârlarını düşünüyorlar.
'Bir Masalmış Kolesterol' kitabımda gösterdiğim gibi,
sağlık mafyası hem toplumu hem de doktorları kandırmak için istatistik cambazlığı yapıyor.
Kendi yazdıkları -veya yazdırdıkları- yazılar
uzmanlar tarafından yazılmış gibi gösteriliyor.
Her iki taktik de kolesterol düşürücü ilaçlar ve
kalp hastalığı hakkındaki gerçekleri gizliyor.
Kitabımdaki gibi gerçeklerle karşılaşıldığında,
ilaçlar olmadan da kalp hastalığından
korunabileceğimizi görüyoruz.


Doktorların 'kötü' dediği LDL-kolesterolün
kötü olmadığını söylüyorsunuz.
Kolesterol ve LDL-kolesterol nedir?

Kolesterol vücutta en bol bulunan steroid
moleküllerden biridir.
Birkaç görevi vardır.
Hücre zarını bir arada tutar.
Miyelin kılıfını oluşturan parçalardan biri olarak
beynin çalışmasına yardımcı olur.
Bizi viral ve bakteriyel enfeksiyonlardan korur.
Hormon seviyemizi düzenler.
Tüm bu görevleri yerine getirebilmek için
kolesterol 100.000 mil uzunluğundaki arterler boyunca 'lipoproteinler' tarafından taşınmalıdır.
En önemli lipoproteinlerden biri de
düşük-yoğunluklu-lipoprotein (LDL)'dir.
Temel görevi ihtiyaç duyduğumuz kolesterolü
vücudun çeşitli parçalarına dağıtmaktır.
LDL-kolesterol olmasaydı ölürdük.
Kitabımda da gösterdiğim gibi,
LDL-kolesterol düştüğünde sağlığımız da çöküyor;
fikir liderleri bize ne söylüyorlarsa tam tersi!

Peki, dediğiniz gibi kolesterol bu kadar faydalı
bir molekülse, neden uzmanlardan aksini duyuyoruz?

Çünkü ilaç endüstrisinin kolesterolü düşürecek bir ilacı var.
Kolesterol düşürücü ilaçların ortaya çıkmasından itibaren
(1970 senesi civarında), insanların kafasına vura vura
'yüksek kolesterol kalp hastalığına sebep olur'
mesajı verilmekte.
Aslında bir hastalık tanımlandıktan sonra onunla ilgili bir ilacın yapılması beklenir.
Fakat bu örnekte bunun tam tersini görüyoruz...
Kırmızı pirinç mayası denilen mantarın,
doğal ortamında istilacılarına zehir olarak ürettiği
bir salgının kolesterol düşürücü etkisi olduğu keşfedildi.
ilaç endüstrisi insanlar üzerinde de aynı etkiye
sahip olduğunu gördü.
Böylece bunu izole edip kendileri üretmeye başladılar.
Artık, ilacı satmaları için yapmaları gereken tek şey insanları kolesterolün tehlikeli olduğuna,
yani yüksek kolesterolün bir hastalık olduğuna inandırmaktı.
Bu mesajı yeteri kadar yaydıklarında insanlar
ilaçları kullanmaya başladı.
Önce ilacı yaptılar, sonra hastalığı icat ettiler.


Kolesterol ilaçlarının etkisiz olduğunu gösteren
bir bilimsel kanıt var mı?

Hem de tonlarca...
Statinlerle ilgili yapılmış bilimsel araştırmalara topluca
'kolesterol düşürücü ilaç deneyleri' deniyor.
Kitabımı okuyanlar, bu araştırmalarda,
ilaçların faydasının görülmeyip tehlikelerinin belgelendiğini öğrenecekler.
Bu gerçeklerin doktorlardan ve toplumdan nasıl saklandığını da…

Kolesterol dediğiniz gibi suçlu değil de masum ise
kalp hastalığına aslında neler sebep oluyor?

Hareketsiz bir hayat sürmek,
yeteri kadar C vitamini almamak,
güneşe yeteri kadar çıkmamak,
çok fazla şeker ve yapay tatlandırıcı yemek gibi
alışkanlıkların tümü kalp hastalığına sebep olabilir.
'Bir Masalmış Kolesterol', kalp hastalığını önlemek için,
ilaç kullanmaksızın yapabileceğimiz şeyleri de gösteriyor.
Kardiyovasküler sağlığımızı korumak için
en önemli şeylerden biri hareketli bir hayat sürmek.
Düzenli ve hafif spor yapmak genel sağlığımızı korumak için yapabileceğimiz en iyi şey.
Hareketsiz kalmak, vücudumuza, ona artık ihtiyacımız
olmadığı mesajını veriyor.

"Şeker, vücudumuzun bir numaralı düşmanı' diyorsunuz.
Gerçekten bu kadar kötü mü?

Sükroz, früktoz, yüksek früktozlu mısır şurubu
(nişasta bazlı sıvı şeker) formundaki şekerler ve
aspartam, sukraloz gibi yapay tatlandırıcılar
en kötü şeyler arasında.
Bunlar vücudumuzda obezite, diyabet, kalp hastalığı
hatta kansere davetiye çıkaran bir ortam oluşturuyorlar.

Kalp-damar hastalıklarını önlemede bize yardımcı olacak, önereceğiniz yiyecekler var mı?

Kalp hastalığını önlemek için yapabileceğiniz
en iyi şeylerden biri işlenmemiş, rafine edilmemiş,
fabrikadan çıkmamış yiyeceklere yönelmek olmalı.
'Yiyecek bir kutudan veya ambalajdan çıkıyorsa
ondan uzak durun' diyorum kısaca.
Kalbi korumak için yenebilecek en güzel gıdalar
doğal ortamda otla beslenmiş dana-sığır eti,
brokoli, karnabahar, yumurta
(doğal ortamda yaşayan tavuk yumurtası),
çilek, ahududu, böğürtlen gibi meyveler ve ıspanak...

Yakın zamanda Türkçeye çevrilecek
başka bir kitabınızın daha olduğunu duyduk,

öğrenebilir miyiz?

Health Myths Exposed
(Sağlık Efsaneleri İfşa Ediliyor)
isimli kitabım eylülde yine
Hayy Kitap tarafından basılacak.
Kitabın farklı bir ismi olabilir,
onu şu anda net söyleyemiyorum.
Bu türden kitaplar, yeni bir harekete yol açıyor.
Aşırı bir şekilde artmış bulunan hastalıklardan ve
tehlikeli ilaçlardan uzak durmaya çalışan
insanlar var artık.
Bu hareket, Türkiye'de de yayıldıkça,
reçeteli ilaçlar olmadan da sağlıklı yaşamaya çalışan
insanların sorularına cevap niteliğinde kitaplar da artacaktır.

45'inden sonra kolesterol zaten yükselir

Kolesterolün, yaygın kanının dışında
zararlı olmadığı öne sürülüyor, siz ne diyorsunuz?

Kolesterolün zararlı olduğu yönündeki
yaygın bilginin bir masal olduğu görüşüne katılıyorum.
Şöyle ki: Size bir bardak su getirsem ve
'içindeki bileşenler zararlıdır' desem
tepkiniz muhtemelen sıvının ne olduğunu
anlama yönünde olurdu.
İçinde ne olabilir, H2O olabilir ya da
hidrojen peroksit H2O2 olabilir ki o da sıvıdır.
ilki hayat verir, ikincisi öldürür.
Kolesterol konusunda yapılan saçmalık,
verdiğim örneğe benzer şekilde,
bardakta ne olduğu söylenmeden
size sıvının zararlı olduğunun söylenmesidir.
Kolesterolün zararlı olduğu yönündeki yaygın teoride,
yöntem yanlış, matematiksel ve mantıksal değil.

Öyleyse neden bize sürekli kolesterolden kaçınmamız
gerektiğini söyleyen görüş hakim?

Bu kaçınılmaz.
Dünyadaki 8 milyar insanın 45 yaşından sonra
en az yüzde 30 ila 40'ında kolesterol yükselmek zorunda.
Eğer kolesterolün yüksek oluşunu bir hastalık
olarak gösterip bunu düşürecek bir alternatif
gösterecek olursanız,
sürekli ve muazzam bir para kazanırsınız.
Kardiyologlar ölüm oranları ile kolesterol yüksekliği
arasındaki ilişkiye asla girmezler.
Çünkü yaşlılarda kolesterol düzeyi yükseldikçe
ölüm oranı azalır.
Yüksek kolesterol zararlı diyen uzmanların
söylediklerinin tam tersi bir durum yani.


Kolesterolün düşük tutulması gerektiği yönündeki
yaygın kanıya siz neden katılmıyorsunuz?

Organizmada bazı moleküller yükseliyorsa bu,
bir hastalıkla ilişkilidir.
Mesela bir enfeksiyonda kandaki lökosit sayınız artar,
ateşiniz yükselir.
Doktor size 'Kandaki lökosit sayınız sizi hasta etti' demez, 'Hastalığınızdan dolayı lökosit sayınız arttı' der.
Enfeksiyona neden olan bakteriyi verdiği ilaçla öldürür ve
lökosit sayısı normale iner.
Aynı mantık kolesterol için de geçerlidir.
Kolesterolün yüksekliğini hiçbir hastalıkla
ilişkilendiremediler.
Bu yüzden de doğrudan kolesterolü hedef aldılar.



İlaç tüketimine dayalı sistem işliyor


Yaygın bir kanaat var, 'kolesterolümüz düşükse
sağlıklıyız ve kalp rahatsızlıkları açısından
risk altında değiliz' şeklinde.
Siz bunun doğru olmadığını söylüyorsunuz, neden?

Bir yığın araştırma var,
kolesterolü ortalamadan düşük olanların
başka hastalıklara çok daha fazla yakalandıkları yönünde.
Ancak bunları söylemek size ticari açıdan
bir şey kazandırmaz, kaybettirir.
O yüzden ibre daha çok kolesterol karşıtı
kampanya yürütenler lehinde çalışır.

Tıbbın ticari bir faaliyete dönüştürülmesinden mi
kaynaklanıyor bu?

Sanayiciler artık ciddi yatırımlar yapıyorlar.
Çünkü çok büyük bir rant var ortada.
1960'lara 70'lere kadar bu böyle değildi,
tıp safiyane amaçlarla yapılıyordu.
40 yıldır ilaç tüketimine dayalı bir anlayış
ve sistem geliştiriliyor.
ilaç sanayii, hastalığı değil, belirtilerini yok edecek
ilaçlara yöneldi.
Mesela başınız ağrıyorsa onun gerçek nedenini
bilmeyi değil, ağrısını dindiren ilaçlar vermeyi öneriyor tıp.
Sebebi bilinip tedavi edilecekken migrenin
50 bin çeşidi üretilir,
bunların yüzlerce ilacı çıkar.
Hastalar bu ilaçları kullanır,
ağrıları yıllarca devam eder.
işte ilaç sanayiinin de aradığı budur.
Kolesterol ilacı da kullanmak tam bir abonelik sistemidir,
40 yıl kullanırsınız.

Kolesterolün düşürülmesinde kullanılan 'statin'lerin zararlı olduğu iddiasına ne diyorsunuz?

Mesela vücudunuzda enerji santralı olan bir madde vardır ve bunu bu ilaçlar tahrip eder. Bu ilaçları kullananlar zaten halsizlikten şikâyet ederler.
Bütünüyle emin değiliz, ama teorik olarak baktığımızda kansere de sebep olma ihtimali var. Diyorlar ki 'madem öyle ispat edin'.
Asıl siz bu ilacın zararsız olduğunu ispat etmek durumundasınız. Ve bunu ispat etmek için trilyonlar harcamanız gerekir.
Kârı olmadığı için de hiçbir firma böyle bir masrafı karşılamaz. İşin kötüsü, devletlerin desteklediği, bağımsız araştırmalar yapan kurumlar kalmadı.
Araştırmaların yüzde 90'ı ilaç firmaları tarafından yapılıyor ve tedaviye, önlemeye yönelik değil.

Kolesterolümüzü düşük tutarak, birtakım risklerden uzak kalmıyor muyuz?

Vücutta mikropsuz bir iltihap vardır.
Vücut bunu kolesterol ile tamir etmeye çalıştığı için kolesterol oranını yükseltir.
Kolesterol bir tamir materyalidir orada.
Bu, bir yangın mahallindeki itfaiyeyi görünce 'itfaiye yangın çıkarıyor' demenize benzer.
Çünkü bundan büyük paralar kazanılıyor. Tıpta bu kadar ilerleme ve kolesterollü gıdaların
tüketiminde büyük bir azalma varken neden koroner kalp rahatsızlıklarında muazzam bir artış var?

22 February 2009

Seker Hastaligina etkili tarif

Ilacin niteligi ve miktar su sekildedir;
  1. 100gr Bugday
  2. 100gr Arpa
  3. 200gr Corek Otu
  4. 100gr Aci Cam Sakizı

    Not: Cam sakızı haric, digerlerini isleme baslamadan once kiriniz ve eziniz.
Tarif:
  • Yukaridaki miktarlar harman yapilip, uzereine 2,5 lt su ilave edilerek ateşte 10 dk kaynatildiktan sonra sogumaya birakilir.
  • Daha sonra, ince suzgecle süzülerek bir cam surahiye/siseye konulur.
  • Hasta 40 gun her sabah AÇ karnına bir fincan icer.
  • 40 gunden sonra, gun asiri icilerek tedavi suresi tamamlanmis olur.

21 February 2009

Prostat icin S30 cayi

Prostat icin tavsiye edilen S30 cayi, Alman Prostat cayi olarak ithal edilmekte olup, icindeki karisim Yaki Otu ihtiva eder ve bu ot, her türlü prostat sikayetlerinde tedavi edici bulunmaktadır.

Bu cay, aktarlarda, lokman hekimlerde, Sifali Bitkiler caylari bulunduran bazi eczanelerde bulunmaktadir.

17 February 2009

Uzerlikotu tohumunun alerji icin kullanimi

Prof.Dr.Ibrahim Adnan Sacoglu'nun Bitkisel Saglik Rehberi isimli kitabinda yer almaktadir.

2 yemek kasigi uzerlikotu tohumu kaynamakta olan 1 litre suya atiliyor, buhari 2 dakika sure ile agiz ve burundan solunuyor, sonra bir pamuk kaynayan suya batiriliyor ve ilininca burun deliklerinin ici bu pamukla siliniyor, bu uygulama gun asiri yapiliyor ve 15 gun sonra kesiliyor (yani 15 gun icinde 8 kez yapiliyor) 3-4 yapisi muteakip alerjilerde buyuk bir rahatlama oluyor. Tekrar edilmesi gerikirse 15 gun ara verilmesi iyi olur. 4-5 ay evvel Uzerlik otunun icindeki maddelere bakmistim yanlis hatirlamiyorsam antiallerjik 19 adet madde bulunuyor.

Bu bitki tohumu protein alerjisine karsi da etkili oldugundan, MS, SEDEF, LUPUS, CROHNS gibi otoimmune rahatsizliklari olanlar icin de yararli olabilir. Denemelerinde yarar var. Zaten bitkinin Osmanli donemindeki ismi YABANI SEDEFOTU dur.

Bu bitki icin ABD de kullanilan diger bir isim TRUTH MEDICINE dir. Casus sorgularken bu bitkinin tohumu yutturmuslar. Bu bitki vucudu korku ve gerginliklerden kurtardigindan casuslar konusmaya baslamis. Bu yuzden GERCEK ILACI ismi verilmis.

Hindistan da meditasyonda oncesinde vucudu rahatlatmak icin kullaniliyor.

Yenicerililer savasa girmeden yarım saat once Uzerlikotu tohumundan bir avuc yutarlarmis, boylece olum korkusunu yenerlermis.
Meyve ve yapraklar Legümenler

Genel görünümü Çiçekler

KEÇİBOYNUZU AĞACI KEÇİBOYNUZU ÇİÇEKLERİ

Anadolu'da bazı yörelerde harnup olarak da bilinir.
Yeryüzünün en eski bitkilerinden olup anavatanı olarak Güney Anadolu, Suriye,
Kıbrıs, Yunanistan, İspanya, Fas, Tunus, Cezayir, Filistin ve Libya olup
memleketimizde, Antalya, Mersin, Silifke, Datça dolaylarında
yaklaşık 1500 km2 lik sahil şeridinde doğal olarak yetişmektedir.

Keçiboynuzu, yetişmeye başladığı ilk 15 yıl meyve vermeyen bir bitkidir.
Meyveleri ilk başlarda yeşil olup, olgunlaştıkça kahverengileşen
ve tam olgunlaşınca parlak kahverengi renk alır.

Keçiboynuzunun en büyük özelliği nefes darlığına karşı oldukça etkili olmasıdır.
Keçiboynuzunun nefes darlığına karşı etkili olan etkin maddesi
hemen hemen başka hiçbir bitkide bulunmamaktadır.
Bu etkin madde aynı zamanda bazı alerjik astım rahatsızlıklarında öylesine etkilidir ki; derhal sonuç almak mümkün olabilmektedir. Ayrıca alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde büyük bir başarıyla uygulanabilir.

Keçiboynuzunun içerdiği gallik asit insan sağlığı üzerinde öylesine çok yönlü özellikleri olan bir maddedir ki, bu özelliklerinden bazıları aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.

Analgesic Ağrı kesici

Antiallergenic Alerjiye karşı

Antiasthmatic Astıma karşı

Antibacterial Bakteri yok edici

Antibronchitic Bronşite karşı

Anticancer Kansere karşı

Antihepatotoxic Karaciğeri toksinden arındırıcı

Antioksidant Serbest radikalleri yok edici

Immunostimulant Bağışıklık sistemini güçlendirici

Antiviral Mikroplara karşı

Antiseptic Antiseptik

Cancer-preventive Kansere karşı koruyucu

Antinitrosaminic Nitrozamin yok edici

Bronchodilator Bronş genişletici

Antipolio Çocuk felcine karşı

Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi gallik asit çok yönlü bir maddedir.
Bu maddenin belirtilen bu özelliklerini artıran ve takviye eden keçiboynuzunda bulunan promotor maddelerdir.
Akciğer ödemine karşı keçiboynuzunun desteği bulunmaz bir imkan.
Balgam söktürücü gücü ve astıma karşı olan tedavi edici gücü çok fazladır.
Sigara içenler keçiboynuzuna başladıktan bir iki gün sonra nasıl balgam çıkardıklarını hayretle gözleyeceklerdir.

Keçiboynuzu, insanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir.

Özellikle sigara içen insanlarda akciğer kanserine yakalanma riskinin ne kadar yüksek olduğu, bu konuyla ilgili hemen her klinik deneyde ortaya konmaktadır.
Keçiboynuzu akciğer kanserini önleyen mükemmel bir meyvedir.
Ancak, akciğer kanserine yakalanmış olanlar için tedavi etme gücü çok zayıftır.
Çünkü bir bitkinin hastalığı önleyici özelliği ile hastalığı tedavi etme özellikleri birbirlerinden farklı şeylerdir.
İşte keçiboynuzunun akciğer kanserini tedavi etmekteki gücünü artırıcı farklı etkin maddeler içeren ikinci bir bitkiye ihtiyaç vardır.
Bu ikinci takviye bitki kırmızı turptur.

Keçiboynuzunda kolestrol bulunmaması ayrı bir avantajdır.
Kaffein ve theobromine içermediği içinde tansiyon problemi olanların rahatlıkla kullanabilecekleri bir bitkidir.
Fosfor ve kalsiyum bakımından zengindir.
Bu nedenle osteoporoz (kemik erimesi) rahatsızlığı olanlara kalsiyum ihtiyaçlarının karşılanmasında çok iyi bir destekleyicidir.


KEÇİBOYNUZU (HARNUP) PEKMEZİ

Faydaları:
* Kalsiyum bakımından çok zengindir (sütün 3 katı)

* İçindeki E vitamini sayesinde; öksürüğe, gribe, kemik erimesine ve kansızlığa iyi gelir

* Balgam söktürür, göğsü yumuşatır, bronşları açar, sigara tiryakileri için faydalıdır ve nefes darlığına oldukça etkilidir.
(Alerjik nefes darlığı çekenlere ısrarla keçi boynuzu pekmezi tavsiye edilir.)

* Yüksek ham selüloz etkisi ile bağırsak rahatsızlıklarına ve gastrite etkilidir.

* Mide ve bağırsak gazlarını dışarı atarak mide şişkinliğini giderir .

* Bağırsak kurdu, tenya, solucan gibi bağırsak parazitlerini temizler.

* Mideye kuvvet verir.

* Yüksek mineral ve vitamin içeriği ile de diş ve diş etleri üzerinde çok olumlu etkileri vardır.

* Yüksek doğal şekerler , zengin mineraller (özellikle çinko) ve
vitaminler (A , B , B2, B3, D) içeriği dolayısıyla doğal güç ve besin kaynağıdır.

* Yüksek sodyum ve potasyum içeriği sayesinde tansiyon,
karaciğer ve akciğer üzerine çok yararlı etkileri bulunmaktadır.

* Kanın zehirli maddelerini temizler.

* İnsanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir.

* Kalbe faydalıdır, kalp çarpıntısını önler.

* İnsan vücuduna giren radyasyonu dışarı atar.

02 January 2009





Bu çok güzel bir yazıdır. Sadece öğünlerden sonra sıcak su içme konusuna değil kalp krizi risklerine de değinmektedir. Çinliler ve Japonlar yemeklerinden sonra soğuk su değil sıcak çay içerler.

Belki biz de yemekten sonra sıcak bir şeyler içme alışkanlığımızı onlardan edindik. Eğer yemeklerden sonra soğuk şeyler içiyorsanız bu yazı size hitap ediyor. Yemekten sonra soğuk bir şeyler içmek sizi rahatlatabilir. Ancak tükettiğiniz soğuk su katılaşarak yağlı bir madde haline döner ve yavaş bir şekilde sindirilir. Bu asitli tepkime bozularak bağırsakta katı maddelerden daha hızlı bir şekilde emilir. Bir kısmı bağırsağa yapışır. Kısa bir süre sonra tamamen yağ haline döner ve kansere yol açar. Yemekten sonra sıcak su veya çorba içmek en iyisidir.

Kalp krizi hakkında önemli birkaç bilgi





Kalp krizi belirtisi her zaman sol kolun uyuşması değildir. Çenedeki şiddetli ağrıların da
farkında olun. İlk göğüs ağrınız kalp krizi sırasında gerçekleşmez. (Daha önce mutlaka göğüs ağrınız olmuştur) Mide bulantısı ve şiddetli terleme de önemli kalp krizi belirtilerindendir. Kalp krizi geçiren insanların %60 ı uyurken ölür. Göğüsteki ağrılar sizi uykudan uyandırabilir. Lütfen dikkatli olun ve olanların farkına varın.

BAL VE TARÇIN

* Kuyil’den çeviren ve uygulayan

Mete ÖZER

* Bal ve Tarçın karışımının birçok hastalıklara iyi geldiği saptanmıştır.
* Eski Yunan tıbbında olduğu kadar Ayurvedik tıpta da Bal,asırlarca hayati ilaç olarak kullanılmıştır.
* Bugünün bilim adamları birçok hastalıkların tedavisinde Balı çok etkili bir ilaç olarak kabul etmişlerdir.
* Bal hertürlü hastalıkta herhangi bir yan etkiye sebep olmaksızın kullanılabilmektedir.
* Bugünün tıp ilmi,balın tatlı olmasına karşın doğru dozlarda alındığında şeker hastaları için tehlikeli olmadığını kabul etmektedir.
* Kanada da yayımlanan ünlü Weekly World News dergisinin 17 OCAK 1995 tarihli sayısında batılı araştırmacılar tarafından bal ve tarçınla tedavi edilen hastalıkların listesini yayınlamıştır.

ARTRİT

* Bir kısım Balı 2 kısım ılık su içerisine koyup üzerine bir çay kaşığı toz Tarçın ilave ederek bir krem elde edilir. Bununla vücudun ağrıyan yerlerine masaj yapılır. 1-2 dakika içerisinde ağrının azaldığını göreceksiniz.
* Artritli hastalar,bir bardak sıcak su içerisinde 2 kaşık Bal ve bir çay kaşığı toz Tarçını eritip sabah ,akşam alabilirler. Eğer düzenli olarak alırlarsa Kronik Artriti olan hastalar bile tedavi olabilirler.
* Kopenhag Üniversitesinde yapılan bir araştırmada ;kahvaltıdan önce Bir yemek kaşığı Bal ve ½ çay kaşığı toz Tarçını alan 200 hastadan 73 ü bir hafta içerisinde şifa bulmuşlar, geri kalan yürüyemeyen ve hareket edemiyen hastalar da bir ay içerisinde şifa bulmuşlardır.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

* Hergün kullanılan Bal ve Tarçın bağışıklık sistemini kuvvetlendirir ve vücudu bakteri ve virus saldırılarına karşı korur.

* Araştırmacılara göre Bal,birçok Vitamin ve büyük miktarda demir içermektedir.

* Balın düzenli kullanılması, Akyuvarlar içerisindeki, bakteriler ve viruslarla savaşan,korpuskülleri de kuvvetlendirir.

DİŞ AĞRISI

* Bir kaşık toz Tarçın ve 5 tatlı kaşığı Bal karışımı ağrıyan dişe tatbil edilir.

* Ağrı kesilene kadar günde üç defa tatbik edilir.

HAZIMSIZLIK & GRİP

* Toz Tarçın 2 kaşık bal üzerine serpilip yemekten önce alındığında asit oluşumunu ve hazımsızlığı önler

* İspanya da yapılan bir araştırmada bal içerisindeki bir maddenin grip mikroplarını öldürdüğü ve hastaları gripten koruduğu saptanmıştır.

İDRAR KESESİ ENFEKSİYONLARI

* İki kaşık toz Tarçın,bir tatlı kaşığı Bal, ılık su içerisinde eritilip içilir.

* İdrar kesesindeki mikroorganizmalar üzerinde etkilidir.

KANSER

* Japonya ve Avustralya da yapılan bir araştırmada ,mide ve kemik kanserleri üzerinde başarılı olunmuştur.

* Bu tür kanserlere yakalanan hastalar günde bir kaşık bal ve bir kaşık Tarçını bir ay süreyle günde üç defa almalıdırlar.

KALP HASTALIKLARI

* Bal ve Tarçınla bir karışım yap ve bunu her sabah kahvaltıda reçel veya marmelat yerine ekmek üzerine sür.

* Bu uygulama arterlerdeki kolesterolleri eriterek hastaları kalp krizinden korur.

* Bu uygulama ile, daha önce kalp krizi geçirmiş kişiler, ikinci krizden kilometrelerce uzakta olacaklardır.



* Bu uygulamayı düzenli olarak yapan kişilerde solunum güçlüğü ortadan kalkacak ve kalp atışları kuvvetlenecektir.

KISIRLIK

* Eski Yunan ve Ayurvedikler Balı, yıllardır, erkeklerin spermalarını kuvvetlendirmek için kullanmışlardır.
* Eğer kudretsiz bir erkek düzenli olarak uyumadan önce 2 kaşık bal yerse problemleri çözülecektir.
* Çin,Japon ve uzakdoğu ülkelerinde ,gebe kalamıyan ve uterusunu kuvvetlendirmek isteyen kadınlar asırlardır toz Tarçın kullanmaktadırlar
* Gebe kalamıyan kadınlar bir tutam toz Tarçın ve yarım tatlı kaşığı balı gün boyunca bir bir sakız üzerine koyup çığnediklerinde tükürükle karışarak yavaş yavaş emilerek etkili olmaktadır.
* Amerika Meryland’da evli bir çiftin 14 yıldır çocuğu olmamış ve ümitlerini de kaybetmişlerdir.Bu uygulamalar kendilerine anlatılmış ve yukarıda belirtilen kürün uygulamasına başlandıktan birkaç ay sonra ikiz çocuklarının olacağı tesbit edilmiştir.

KOLESTEROL

* İki kaşık Bal, Üç tatlı kaşığı Toz Tarçın,450 gr.demlenmiş çay içerisinde eritilerek içildiğinde kan kolesterol seviyesi 2 saat içerisinde % 10 düşecektir.

* Artrit hastalarına tavsiye edilen kür de günde 3 defa kolesterol hastaları i,çin uygulanabilir.

* Adı geçen dergideki bilgilere göre günlük gıda ile alınan bal bile kolesterolün düşmesine yardımcı olabilir.

MİDE AĞRILARI

* Bal ve Tarçın kürlerinin ,mide ağrıları için olduğu kadar mide ülserleri için de yararlı olduğu saptanmıştır.

* GAZ : Hindistan ve Japonyada yapılan araştırmalar Bal ve Tarçının midedeki gazı giderdiğini göstermiştir.

SAÇ DÖKÜLMESİ

* Saçı dökülenlerle tepesi açılanlar sıcak zeytinyağı içerisine bir kaşık bal,bir tatlı kaşığı toz Tarçın ilacesiyle elde edilen krem banyodan önce başa sürülür ve taklaşık 15 dakika bekledikten sonra yıkanır.

* 5 dakikalık bir uygulama dahi etkili olabilir.

SİVİLCELER VE DERİ

* 3 kısım bal, 1 kısım Tarçın ile bir krem yapılır. Bu krem uykudan önce sivilceler üzerine sürülür.Sabahleyin ılık su ile yıkanır.

* Eğer 2 hafta süreyle her gün uygulanırsa sivilceleri kökünden çıkarır.

* Egzama,mantar ve diğer deri infeksiyonlarında eşit miktardaki Bal ve Tarçın karışımı uygulanır.

SOĞUK ALGINLIĞI

* Bir kaşık ılıtılmış Bal,1/4 tatlı kaşığı toz Tarçın günde üç defa yenir.

* Bu uygulama birçok kronik öksürük,soğuk algınlığı ve sinüslerin temizlenmesi için de geçerlidir.

YAŞLILIK

* Bal ve Tarçınla hazırlanan çay,düzenli alındığında yaşlılık harabiyetini önler.

* 4 kaşık bal,1 kaşık toz Tarçın , 3 bardak su içerisinde kaynatılarak bir içecek hazırlanır. Günde 3-4 defa ¼ bardak miktarında içilir. Deriyi diri,taze ve yumşak tutar, yıpranmasını durdurur.

YORGUNLUK

* Araştırmayı yapan Dr.MİLTON, bir bardak su içerisinde ½ kaşık bal ve biraz toz tarçının hergün kuşluk vakti ve vücut direncinin düşmeye başladığı takriben saat 15.00 te alındığında bir hafta içerisinde canlılığın arttığını tesbit etmiştir.

ZAYIFLAMA

* Bir bardak su içerisine eşit miktarda Bal ve Tarçın konup kaynatılır.Hergün kahvaltıdan yarım saat önce aç karnına ve yatmadan önce içilir.

* Düzenli uygulanırsa kilo verilir.

* Ayrıca bu karışım düzenli olarak içildiğinde ,yüksek kalorili diyet alınsa bile, vücutta yağın birikmesine engel olur.

26 December 2008

Isırgan Otu'nun Faydaları

Ümit Sinan Topçuoğlu

Çocukluğunda bir çok kişinin bacağını ısırgan dalamıştır. Hatta bazı kişilerin çocukluk anılarında bacaklarına ısırgan otu vurularak cezalandırılma da yer alır. Bundan dolayı ısırganın pek de iyi bir şöhreti yoktur. Ama, yararlarını bilenler, dalamasına aldırmazlar. ılkbaharda tarla kenarlarından, duvar diplerinden, viraneliklerden ısırgan toplarlar. Tabiî eldiven ile...

Isırgan otunun dalları ve yapraklarındaki dalayıcı tüylerinde serbest formik asit bulunur. Bitkiye temas eden cildin yanması, kızarıp kabarmasına, evvelce bu asidin sebep olduğu sanılırdı. şimdi, bu etkinin tüylerde bulunan histamin ve asetilkolinden ileri geldiği anlaşılmış bulunuyor. Belki de bir savunma mekanizması olan bu özelliğinden dolayı, ısırganın yabana atılması haksızlık olur. Çünkü o, aynı zamanda insan sağlığı için de bir savunmacı...

*Doğal antiromatizmal*

Farmakolog Prof. Dr. Tuhan Baytop'un "Türkiye'de bitkiler ile tedavi" adlı kitabında, ısırgan yaprakları ve köklerinin dahilen kan temizleyici, idrar söktürücü, iştah açıcı olarak kullanıldığı yazılı. Romatizma ağrılarını
gidermek için, taze ısırgan otunun ağrıyan yerlere sürülmesi de, aynı kitapta tavsiye ediliyor. Çok eski zamanlardan beri, halk hekimliğinde antiromatizmal olarak ısırgan otu kullanılır. Hatta, bacaklarını ısırgan
dalamış çocukların ileride romatizmaya yakalanmayacakları söylenir.

Vikingler, fırtına sırasında eve yıldırım isabet etmemesi için, Fırtına Tanrısı'na adak olarak ısırgan otlarını ateşe atarlarmış. Ateşe atmayıp da tencereye atsalardı, belki yıldırımdan değil ama, ıskandinavya soğuğunda romatizma olmaktan korunabilirlermiş.

Halk hekimliğinde ısırganın başka kullanım alanları da var... Özellikle sütü gelmeyen veya az gelen annelerin sütünü getirmek, âdet kanamalarını hafifletmek, basit kanamaları durdurmak, ağız mukozası ve diş eti
iltihaplarını gidermek, ergenlik sivilcelerini yok etmek, saç dökülmesini önlemek için ısırgandan yararlanılır. şifalı bitki uzmanı Maurice Mességué, güzellik kremlerinde de ısırgan kullanmış; "Belki de şimdi güzel hanımlar kremlerimde ısırgan olduğunu öğrenince onları bir daha kullanmamaya karar verirler." diyor.

1993 yılında ızmir'de yapılan X. Bitkisel ılaç Hammaddeleri Toplantısı'nda, ısırgan tohumu yağının antienflamatuvar (iltihabı önleyici) etkisine ilişkin bir bildiri verilmiş.

* Vikingler'in güç kaynağı*

Çok eski zamanlardan beri, ısırganın insana güç verdiği de kabul edilir. Vikingler, ısırgan sapları taşımanın, insana cesaret, güç ve direnç kazandırdığına inanırlarmış.

Isırgan, sadece insanlar için değil, hayvanlar için de güç kaynağı... Maurice Mességué, yaşlı, güçsüz köpeklerine ısırgan verdiğini yazıyor. Aşçılar Birliği Başkanı Aydın Yılmaz Usta da, Mengen'in Kuzgül köyünde, hindi yavrularının, bacakları güçlensin diye, kıyılmış ısırgan ve kepek
karışımı ile beslendiğini söylüyor.

Isırganın verdiği güce cinsel güç de dahil... M.Ö. 1. yüzyılda yaşamış Latin şairi Ovidius, "Ars amatoria" adlı eserinde ısırgan içeren bir kuvvet macununun reçetesini vermiş. Neron döneminde yaşamış Latin şairi Petronius da, Romalı bir rahibenin (çok tanrılı olsa gerek), erkekleri azdırmak için ısırgan ile kamçıladığını yazmış. Maurice Mességué'nin bu konudaki bir tanıklığı daha da ilginç... Yüz yaşını geçmiş bir Gaskonyalı, çırılçıplak ısırgan otlarının arasına girer, yatıp yuvarlanırmış. Bu ihtiyarın kadınlara pek düşkün olduğu bilinirmiş.

Isırgandan kuvvet macunu yapmak çok kolay... Isırgan tohumu havanda dövülüp bal ile karıştırılınca, macun oluyor. Bu macundan günde 2-3 çay kaşığı alınabilirmiş. Bir günde alınacak ısırgan tohumu miktarı 8-10 gramı geçmemeli imiş.

Isırgan otunun genç sürgünleri ve yaprakları, pişirildiği zaman, dalayıcılığını yitirir; ıspanak gibi yenilebilen bir sebze olur. Kurutulduğu zaman da, yemeği yapılabilir. Kurutulup ufalanmış ısırgan, çay gibi demlenebilir. Britanya'nın bazı bölgelerinde ısırgandan bira bile yaparlar.

Isırgan, 10-15 dakika haşlanıp süzüldükten sonra, üzerine zeytinyağı ve limon suyu gezdirilince, salata gibi yenebilir. Tek başına veya yumurta ile birlikte kavrulduktan sonra, üzerine yoğurt dökülünce lezzetli bir yemek olur.

Isırgandan yapılan yemeklerin en bilineni ve en yaygını, ısırgan çorbasıdır. Böreği de yapılır.

Isırganlı börek

Aydın Yılmaz Usta, profesyonel aşçılar için yazdığı kitapta *ısırgan otlu sebzeli çayır böreği *adlı bir böreğin tarifini vermiş. Gerekli malzemeyi 6 kişilik börek için hesaplamış. Böreğin içi için 500 gr. haşlanmış ve
doğranmış ısırgan otu, 200 gr. ince doğranmış soğan, 100 gr. zeytinyağı, 1 çay bardağı süt, 500 gr. çapraz ince doğranmış pırasa, 2 adet yumurta, 1 çay kaşığı karabiber ve tuz; börek hamuru için de, 600 gr. un, 300 gr. yoğurt, 2 yumurta, tuz ve su gerekli. Önce iç hazırlanacak... Tencereye zeytinyağı koyulup kızdırılacak. Soğan koyulup bir iki karıştırıldıktan sonra pırasa ve daha sonra da ısırgan eklenip karıştırılacak. Yumurta, süt, karabiber, tuz katılıp bir kaynatmada ateşten alınacak. ıç bir kenarda soğutulurken, hamur hazırlanacak... Un, yoğurt, yumurta ve tuz karılıp kulak memesi kıvamında hamur tutulacak. Hamur ıslak bir bez ile örtülüp 5 dakika dinlendirilecek. Sonra 10 eşit parçaya bölünecek. Her parça merdane ile açılacak. Bunların 5 tanesi üst üste koyularak 2 adet börek hamuru elde edilecek. Hamurların biri tepsiye döşendikten sonra, üzerine iç yayılacak; ikinci hamur da bunun üzerine kapatılacak. 5 dakika kadar dinlendirildikten sonra, doğru fırına... ıyice kızarsın ha!..

Isırgan salatası

ışte Aydın Usta'dan bir de ısırgan salatası tarifi... Çukur bir kabın içinde 400 gr. yoğurt, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, 30 gr. dövülmüş sarmısak, ½ çay kaşığı karabiber ve tuz, yumurta teli ile iyice karıştırılıp sos hazırlanır. 1 kg. haşlanmış ve doğranmış ısırgan otuna hazırlanan yoğurt sosunun yarısı katılıp alt üst edilir. Salata tabaklara alındıktan sonra, üzerine sosun kalan yarısı gezdirilir. Bunun üzerine de kırmızı pul biber serpiştirilir.

*Isırganlı kuru fasulye*

Aşçılar Birliği'nin 18 şubat 2001 tarihinde düzenlediği Kuru Fasulye Günü'nde Metin Karaca Usta, *ısırgan otlu kuru fasulye* yapmıştı. O gün için hazırlanan kitapçıkta bu yemeğin 10 kişilik tarifi bulunuyor... Malzemesi, 500 gr. haşlanmış kuru fasulye, 500 gr. haşlanmış ısırgan otu, 500 gr. kıyma (koyun etinden), 150 gr. margarin, 300 gr. ince kıyılmış soğan, 700 gr. kabuğu soyulmuş ve kare doğranmış domates, 3 adet çuşka biber ve tuz. Yapılışı ise şöyle: Tencerede yağ kızdırılır. Yağa soğan ve kıyma katılıp karıştırılır. Kıyma suyunu salıp çekince, domates, biber, tuz ve su koyulup kaynatılır. Sonra fasulye ve ısırgan otu eklenip bir kez karıştırılır. Ağır ateşte 20 dakika pişirilir. Demek ki, ısırganı hor görmemeli... Arayıp bulmalı, şifa niyetine kullanmalı...

22 December 2008

Osteoporoz a karsı önleminizi aldınız mı ?

*Osteoporoz'a karşı önleminizi aldınız mı?*

* **İleriki yaşlarda "keşke" dememek için osteoporoza (kemik erimesine)
karşı önleminizi genç yaşlarda alın!
**
Evet belki sahip olduğunuz genetik özelliklerinizi değiştiremezsiniz ama
osteoporoz oluşumunu önlemek veya seyrini yavaşlatmak için bazı önlemler
alabilirsiniz.
**
İşte osteoporozu önleyebilmek için 20 ipucu:*



1. *İdeal kilonuzu koruyun.*

Fazla kiloların osteoporoz riskini arttırdığı yapılan pek çok çalışmada
ortaya konmuştur.

2. *Şok diyetlerden uzak durun. *

Enerji ve çeşitli besin öğelerinin yetersiz alımı, osteoporoz riskini
arttırmaktadır.

3. *Düzenli egzersizi yaşam biçimini haline getirin.*

Çocukluk çağından itibaren fiziksel aktivitenin yetersiz olması osteoporoz
oluşma riskini ciddi oranda attırmaktadır.

1. *Sigara içmeyin, içilen ortamlardan sakının.*

Sigara içen kişilerde kalsiyum emilimi azalmaktadır. Yani kişi yeterli
miktarlarda kalsiyumu besinlerle alsa bile vücut gereksinimlerini
karşılayamayacak hale gelecektir. Sigaranın bir başka olumsuz etkisi de;
kadınlarda östrojen seviyesini düşürerek kemik mineral yoğunluğunun
azalmasına sebebiyet vermesidir. Kemik mineral yoğunluğunun azalması,
osteoporoza davetiye çıkartılması anlamına gelir.

1. *Alkolden mümkün olduğunca uzak durun.*

Alkol, vücutta kalsiyum emilim mekanizmasını bozmakta; hormon
metabolizmasında da değişikliklere neden olmaktadır. Bu yüzden özellikle
osteoporoz riski yüksek olan kişiler, alkolden mümkün olduğunca uzak
durmalıdırlar.

Nadiren tüketmek isterseniz; antioksidan içeriğinin yüksek oluşu sebebiyle
şarap tercih edin. 1 kadehle sınırlı kalmanızı öneririm.* *

1. *Gün içerisinde her bir öğünüzde 4 ana besin grubundan* *da besin
bulundurun.*

Yeterli ve Dengeli beslenme, osteoporoza karşı korunmada baş unsuru
oluşturmkatadır. Yeterli ve Dengeli beslenme, her öğünde 4 ana besin
grubundan (Et ve ürünleri, süt ve ürünleri, meyve ve sebzeler) besini
yeterli miktarlarda tüketmeyi kapsar. Tüketeceğiniz miktarların,
gereksinimlerinize uygun olmasını önemseyin. Besin gruplarından her
defasında farklı besinleri seçerek besin çeşitliliğini sağlayın.

1. *Gereksinimleriniz doğrultusunda karbonhidrat, protein ve yağ tüketin.
*

Yaşınız, cinsiyetiniz, boyunuz, kilonuz ve gen haritanız göz önünde
bulundurularak saptanmış olan karbonhidrat, protein ve yağ gereksinim
miktarlarını gün içerisinde karşıladığınızdan emin olun.

1. *Haftada en az 2 kez balık tüketilmeyle özen gösterin.*

Balık içerdiği omega-3 yağ asitleri sayesinde, kemik sağlığını koruyucu
özellikte çok değerli bir besindir.

1. *Soyanın osteoporoza karşı koruyucu etkisinden faydalanın. *

Östrojen benzeri öğeleri bünyesinde bulunduran soyayı beslenme programınıza
yerleştirin.

1. *Her gün ortalama 3-5 porsiyon meyve, 2-3 porsiyon sebze tüketin.*

Meyve ve sebzelerin tüketiminin, kemik mineral yoğunluğu üzerinde olumlu
etkileri vardır. Günlük tüketilecek porsiyon miktarlarınızı gereksiniminize
göre ayarlayın.

1. *Kalsiyumu yeterli miktarlarda aldığınızdan emin olun.*

Kalsiyumu yeterli miktarlarda alarak hem kemik sağlığınızı korumuş ve
geliştirmiş; hem de kas hareketleri, kalbin çalışması, kanın pıhtılaşması
gibi mekanizmaların düzenli çalışmasına yardımcı olacaksınız.

1. *D vitamini sağlamak adına besinlerden ve güneş ışınlarından
yeterince faydalanın.*


1. *Magnezyum kaynağı besinleri yeterince tüketin. *

Sert kabuklu meyveler (Badem, fındık, fıstık gibi), kuru baklagiller,
tahıllar ve yeşil

yapraklı sebzeler magnezyumun zengin kaynaklarıdır.

1. *Çinkodan zengin besinlerden faydalanın.*

Etler, deniz ürünleri, yumurta, peynir, süt, yağlı tohumlar (fındık, fıstık,
ceviz gibi), kuru baklagiller, bulgur, mantar çinkodan zengin besinlerdir.

1. *Bakırdan zengin besinleri yeterince tüketin.*

Organ etleri, susam, fındık, fıstık, kuru baklagiller, etler, balık,
yumurta, yeşil yapraklı sebzeler bakırdan zengindir. * *

1. *Manganezden zengin besinleri yeterli miktarda tüketin.*

Kuru baklagiller, yağlı tohumlar, yeşil yapraklı sebzeler manganezden zengin
besinlerdir. * *

1. *K vitamininden zengin besinleri yeterince tüketin. *

Yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve balık K vitamininden
zengindirler.

1. *Doymuş yağ tüketimini kontrol altına alın.*

Yüksek miktarda doymuş yağ tüketimi, kemik mineralleri olan kalsiyum

ve magnezyumun basaklardan emilimini azaltır. Aynı zamanda fazla kilolara da
neden olabilen bu yağ cinsi dolaylı olarak da osteoporoz riskini
arttırabilir.

1. *Tuz ve şeker tüketimine dikkat edin.** *


1. *Kafein içeriği yüksek olan çay, kahve ve kolalı içeceklerden sakının.
*

Fazla miktarda kafein alımı, idrarla kalsiyumun atımına neden olacağından
dikkat edin.* *

*Diyetisyen İpek Ağaca*

21 December 2008

KETEN TOHUMU VE FAYDALARI

Keten tohumu

10 bin yildir gida olarak da kullanilan keten bitkisi, etkili bir genclik, saglik ve guzellik kaynagi Keten tohumunu hayatiniza sokun.
Keten tohumunda yok yok; Kolesterol dusurucu, felc, kanser, unutkanlik onleyici, bagirsak calistirici ve temizleyici etkisi bunlardan birkaci. Uzmanlar, sivi seklinde, salatalarin uzerine serpistirilerek veya gunde bir corba kasigi seklinde tuketmeyi oneriyor.
Saglik acisindan pek cok yarari var keten tohumunun. Yuksek oranda lif, Omega-3, Omega-6 yag asitleri, protein, B12 vitamini, mineral ve amino asit iceren keten tohumu, ozellikle mide-bagirsak sistemindeki sorunlar, fazla kilolar, yuksek kolesterol, yuksek kan sekeri, kemik zayifligi, kalp-damar sagligi, romatizmal hastaliklar, bazi deri hastaliklari, yaralar, solunum yolu rahatsizliklari uzerinde olumlu etki yapiyor. Anadolu'nun hemen hemen her yerinde yetismesine ragmen, aslinda keten tohumunun, layik oldugu ilgiyi pek de goremedigini soyleyebiliriz. Hatta Turkiye'de bircok doktor bile keten tohumunun sifa dagittigindan habersiz. Oysa, gunde bir corba kasigi keten tohumu sayesinde pek cok hastaliktan uzak durmak mumkun...

Sifa kaynagi

Latince adi 'Linum Usitatissimum' ile keten, dunyada tarimi yapilan ilk urunler arasinda yer aliyor. Sadece dokumacilikta, kumas yapiminda degil, yaklasIk 10.000 yildir gida olarak da kullaniliyor keten bitkisi. Vataninin Misir oldugu dusunuluyor. Cunku milattan en az 5000 yil once Misirlilar keten bitkisini, mumyalari sarmak icin yetistirmeye baslamislar. Ancak artik Turkiye ve Hindistan dahil, tum dunyada yetisiyor. Uzmanlara gore saglik acisindan ketenin ozellikle tohumlarindan ve yagindan yararlanmak gerekiyor. Keten tohumunun yararlarindan soz eden Eskisehir Anadolu Universitesi Eczacilik Fakultesi Farmakognozi Anabilim Dali Baskani Prof. Dr. Husnu Can Baser, keten tohumunun ozellikle mide-bagirsak sistemindeki sorunlara karsi iyi geldigini ve icerdigi yuksek oranda Omega-3 yag asitleri sayesinde, adeta bir sifa kaynagi oldugunu soyluyor. Ayrica Anadolu Universitesi Tibbi ve Aromatik Bitki ve Ilac Arastirma Merkezi (TBAM) kurucusu ve eski muduru olan Baser, "Keten tohumunun, ayrica kolon kanserini onleyici etkileri hayvan deneylerinde de gosterilmistir. Keten tohumu iceren gida takviyeleriyle kandaki kolesterol seviyesinde de dusme gozlenmistir. Klinik calismalarda keten tohumu destekli gidalarin kanser ve lupus nephritis gibi hastaliklarda olumlu etki yarattigi gozlenmistir. Keten tohumu, kalp-damar hastaliklarini da onler. Ayrica eklem romatizmasindaki yararli etkilerinin keten tohumunda yuksek oranda bulunan linolenik asit ve sekoizolarisirezinol’den ileri geldigi sanilmaktadir" diyor. Uzmanlar, keten tohumunu mutlaka yasamimiza dahil etmemiz gerektigini vurguluyorlar. Bunun en onemli nedenlerinden biri de Omega-3 yag asitleri. Keten tohumunun, adeta bir somon baligi kadar Omega-3 icerdigini belirten uzmanlar, bu yaglarin ozellikle kalp sagligi acisindan vazgecilmez oldugunu belirtiyorlar. Prof. Baser, "Keten tohumu uzun zincirli Omega-3 yag asitlerine donusen alfa-linolenik asitce (ALA) zengindir. Balik yaglari gibi, bu yag asitlerinin eksIkligini gidermek amaciyla bitkisel bir kaynak tercih edenler icin gida takviyesi olarak kullanilabilir. Optimum ALA miktari gunde bir veya iki tatli kasigi (2-9 g) keten yagi alinmasiyla temin edilebilir. Tohum icinde yag iki yil sureyle muhafaza olur. Yag elde edildikten sonra dikkatle saklanmali, raf omru etiketine yazilmali, isi ve isIktan korunmalidir. Yagi dondurarak saklamak en iyi yoldur" diyor. Hem dovulmus keten tohumu hem de keten tohumu yaginin, cesitli kronik hastaliklarin tedavisinde, ozellikle de kalp rahatsizliklarinin onlenmesinde ve hormona bagli kanserlerden korunmada umit vaat ettigini belirten Baser, keten tohumunun normal diyetin parcasi olarak gida maddelerine katilarak rahatlikla kullanilabilecegini soyluyor. Baser, "Guvenirliginin yuksekligi ve baska ilaclarla etkilesmemesi nedeniyle ideal bir gida butunlestiricidir" diyor.

Zayiflatici ozelligi de var

Keten tohumunu ozellikle kadinlar icin cazip kilan en onemli ozelligi ise, zayiflatici ozellige sahip olmasi. Yillardir Misir Carsisi'nda 'sifa dagitan' Ucuzcular Gida Maddeleri Sanayi ve Ticaret A.S. Yonetim Kurulu Baskani Eczaci Dilaver Kadioglu ise bu bitki isine, egitimsiz aktarlarin degil de, mutlaka eczacilarin sahip cikmasi gerektigini savunuyor. YaklasIk 170 yillik bir gecmisi olan 'Ucuzcular Baharat'ta yaklasIk 6000 cesit baharat, ot, kok bulabilmek mumkun. Bunlardan bir tanesi de keten tohumu. Keten bitkisinin yapragindan tohumuna kadar her tarafinin yararli oldugunu belirten Kadioglu, "Keten tohumunun ayrica zayiflatici ozelligi de var. Tokluk hissi uyandirarak kisinin daha az yemek yemesine yol aciyor. Zayiflatici ozelligi, aslinda icerdigi Omega-3 yag asitlerinden kaynaklaniyor. Tipki balik gibi etkisi var keten tohumunun. Keten tohumu, somon baligi kadar Omega-3 yagi iceriyor. Gunde 1 yemek kasigi alindiginda ayda ortalama 4-5 kilo verilebilir. Ancak tabii ki bu, kisiden kisiye ve bunyeden bunyeye de degisir. Bir uzmana danismak cok onemli" diyor. Nedense 'dogal' gidalarin veya bitkilerin zararsiz olduguna inanilir Turk toplumunda. Oysa bir bitki de bilincsiz kullanildiginda saglik sorunlarina yol acabiliyor. Kadioglu, "Suyun bile fazlasi zarar. Keten tohumunu da dozunu kacirarak tuketirseniz, bagirsaklar fazla yumusar ve vucut asiri su kaybeder. Dolayisiyla asiri kilo kaybi olur. Ideali gunde bir yemek kasigi. Ama kilo sorununa gore alinmasi gereken dozaj degisebilir. Aslinda bu dozaji insanlar kendileri de ayarlayabilirler. Bagirsaklar fazla yumusamayacak sekilde kullanilirsa dozu kacirilmamis olur" diyor. Insanlarin bitkileri her derde deva olarak gormelerini yanlis buluyor Kadioglu ve ekliyor: "Insanlar genellikle bu bitkileri kullaninca duzenli olarak kullanmalari gereken ilaclari almiyorlar. Bu yanlis. Tedavilerini ihmal etmemeliler. Alinmasi gereken ilaclar alinmali. Ayrica bu bitkilerin de herhangi bir baharatcidan alinmamasi lazim.

Bilinen ciddi bir yan etkisi yok

Susama benzeyen, ancak kahverengi olan, parlak bir madde keten tohumu. Ozellikle gida sanayiinde, basta ekmekler, kurabiyeler, borekler olmak uzere pek cok unlu mamullere katilarak da kullaniliyor. Keten tohumunu yag, tohum, ya da ogutulmus toz seklinde kullanmak mumkun. Dogal Tip Dernegi Baskani Dr. Ender Sarac, "Amaca gore kullanim sekli degisir. Bazen kabuklu, bazen de kabuksuz tuketmek gerekebilir. Yeterince posali, lifli gida tuketmeyen insanlara bunu ogutmeden vermek daha yararli. Cekirdek haliyle, posali, lifli sekilde tuketmek daha iyi. Normal hazim yapabilen bir insan, cekirdek haliyle tuketebilir. Bazi kisilerde belki gaz yapabilir, ama bu kisilere de keten tohumunun uzerine bir fincan rezene cayi icmelerini oneriyorum ve sorun ortadan kalkiyor. Keten tohumunun bilinen ciddi bir yan etkisi yok" diyor. Keten tohumunun en buyuk etkisi, mushil, yani bagirsaklari calistirici olmasi. Uzmanlar ozellikle de kabizlik sorunu olan kisilere keten tohumunu oneriyorlar. Genellikle tohumlarin tuketildigini, ancak son yillarda keten tohumu yaginin da yayginlasmaya basladigini belirten Sarac, "Keten tohumu yagi bagirsaklari calistirirci, temizleyici ve ic organlarin yuzeylerini rahatlatici olarak kullaniliyor. Ayrica cildi yumusatiyor ve oksuruge karsi iyi geliyor. Kolay bozulan bir sey degil. Yani herhangi bir kavanozda uzun sure saklanabilir. Ayrica agiz boslugu, bogaz ve dis eti rahatsizliklarinda gargara olarak da kullanilabilir. Oksurukte, gicikta, ses kisIkliginda ve de gastrit gibi mide sorunlarinda da olumlu etkisi var" diyor. Keten tohumunun ciddi miktarda B12 vitamini icerdigini de sozlerine ekleyen Sarac, ozellikle vejetaryenlerin keten tohumu alimina dikkat etmeleri gerektigini vurguluyor. Sarac, "Son yillarda dunyada vejetaryenlik cok artti. Vejetaryenlerin en cok dikkat etmesi gereken konular ise kansizlik acisindan demir, cinko ve B12 vitamini. Demir ve cinko dogadaki pek cok bitkide var. Ama hayvanlar ve hayvansal protein disinda B12'nin yuksek oranda bulundugu tek gida keten tohumu. Dolayisiyla keten tohumu, ozellikle vejetaryenler icin Vitamin B12 acisindan cok gerekiyor. Her baharatcida bir eczaci olmali..."

Onemli. Her gun 1 corba kasigi keten tohumu yeterli olabilir. Keten tohumu ayni zamanda Omega-3 yag asitlerinden de cok zengin. Omega-3 de hayvansal kaynak disinda ozellikle keten tohumu, semizotu ve findikta bulunuyor. Omega-3, ozellikle kalp krizine, pek cok damar hastaliklarina, bazi bagisIklik sistemi hastaliklarina, romatizmal hastaliklara, bazi cilt hastaliklarina karsi korunmak icin gerekli. Somon baligindaki kadar Omega-3 var keten tohumunda" diyor. Son yillarda keten tohumu, ostrojene benzer maddeler icerdigi, menopoza bagli sIkâyetleri azalttigi icin de tuketilmeye baslandi. Ancak uzmanlar, menopoz donemi sIkâyetlerini gidermek icin sadece keten tohumuna degil, bir hekime de basvurulmasi ve doktor kontrolunde olunmasi gerektigini vurguluyorlar.
Keten tohumuyla genc kalin

Anti-aging, dunyada ve Turkiye'de de gittikce yayginlasmaya basladi. Insanlar 'genc yaslanmak', zayif kalmak, formunu korumak icin adeta birbirleriyle yarisiyorlar. Iste uzmanlara gore, keten tohumunun burada da olumlu etkileri var. Keten tohumunun yaslanmayi geciktirdigi belirten Sarac, "Keten tohumundaki Omega-3, Vitamin B12 ve lifler, hucreleri genc tutarak yaslanmayi geciktiriyorlar. Zayiflatici ozelligi de var bu tohumlarin. Ben hastalarima verdigim zayiflama programlarinda, sabahlari mayali gidalar yerine daha dogal tahillari on planda tutmaya calisiyorum. Ve onlara verdigim karisimlar icerisine genelde keten tohumu da oluyor. Keten tohumu hem kabizlik olusmasina engel oluyor hem de cok lifli oldugu icin de suyla, sutle ya da baska sivilarla siserek tokluk hissi de sagliyor. Ancak asiri miktarda alinirsa, sonucta bunda da yag ve vitamin oldugu icin zayiflatici etkisi olmaz. Ama 1 veya 1 bucuk corba kasigi keten tohumu, gunluk tuketim acisindan yeterli" diyor. Keten tohumunun yararlarinin pek bilinmedigine, dolayisiyla insanlarin bunu pek fazla tuketmediklerine deginiyor uzmanlar. Oysa Turkiye'nin her kosesinde bulunan bu minik tohumlar, hem sagliga hem de ekonomik olduklarindan keseye de hitap ediyorlar...

Keten tohumunun yararlari

· Mide-bagirsak sorunlarina karsi iyi gelir
· Bagirsaklari yumusatir, kabizliga karsi iyi gelir
· Kemikleri guclendirir. Ozellikle menopoz doneminde yararli
· BagisIklik sistemini guclendirir
· Menopoza bagli sIkâyetleri hafifletir
· Kalp-damar hastaliklarindan korur
· Kolesterol, seker seviyesini dengeler
· Yuksek tansiyonu dusurur
· Romatizmal hastaliklari onler
· Sinir sistemini guclendirir
· Hafizayi guclendirir
· Konsantrasyon bozukluguna karsi iyi gelir
· Yaslanmaya bagli dikkat daginikligina karsi iyi gelir
· Haricen kullanilarak yaralarin cabuk iyilesmesini saglar
· Egzama ve sedef hastaliklarinda kullanilir
· Nasirlarda kompres olarak kullanilir
· Solunum yolu hastaliklarinda olumlu etki yapar
· Ruhsal bozukluklara karsi iyi gelir
· Oksurugu giderir
· Agiz boslugu, bogaz ve dis eti rahatsizliklarinda gargara olarak kullanilir
· Lifleri sanayide, ozellikle dokumacilikta kullanilir
Keten tohumu ne icerir?
· Omega-3, Omega-6 ve Omega-9 yag asitleri
· Yuksek oranda cozunur ve cozunmez lif
· Protein*

14 December 2008

Vitamin ve mineraller ne işe yarar?

Sağlıklı bir vücut için hem vitaminler hem de mineraller hayati önem taşıyor. Eksiklikleri durumunda ciddi rahatsızlıklara yol açan vitamin ve minerallerin ayrı ayrı işlevlerini bu yazıda bulabilirsiniz.

Vücut için gerekli besin maddeleri anıldığında ilk olarak vitaminler akla gelir. Oysa vitaminler ne kadar gerekliyse mineraller de o kadar vazgeçilmezdir. Hatta mineralleri 'Besinlerin Sinderellası' olarak
tanımlayan Dr. Earl Mindell'a göre vitaminler ne kadar önemli olursa olsunlar mineraller olmadan faydalı değiller.

Mindell, en çok bilinen yedi mineralin kalsiyum, iyot, demir, magnezyum, fosfor, selenyum ve çinko olduğunu, vücudun düzenli fonksiyonları için ise gerçekte 18 mineral gerektiğini vurguluyor. Mindell, minerallerin yardımı olmadan vitaminlerin işlev gösteremeyeceğini savunarak, "Vücudunuz bu ikilinin birlikteliğine ihtiyaç duyar" diyor. Şimdi mineral ve vitaminlerin tek tek ne işe yaradığına bakalım…

MİNERALLER

Magnezyum

Yağların yakılmasına ve enerji üretimine yardımcı olur.
Depresyonla mücadeleye yardım eder.
Daha sağlıklı bir kardiyovasküler sistem sağlar ve kalp krizini önlemeye yardımcı olur.
Dişleri sağlıklı tutar.
Kalsiyumla birleşerek doğal bir sakinleştirici olarak çalışır.
Adet öncesi sendromları azaltır.
Doğal kaynakları: Öğütülmemiş tahıllar, incir, badem, fındık, çekirdek, koyu yeşil sebzeler, muz.

Kalsiyum

Kemikleri ve dişleri korur, kemik kaybı ve kırılması riskini azaltır.
Bağırsak kanseri riskinin azaltılmasına yardımcı olur.
Uykusuzluğa iyi gelir.
Sinir sistemine yardımcı olur.
Doğal kaynakları: Süt ve süt ürünleri, tüm peynirler, soya fasulyesi, sardalya, fıstık, ceviz, ayçiçeği çekirdekleri, kuru fasulye, karalâhana, brokoli, yeşil meyve ve sebzeler.

Demir

Büyümeye yardım eder.
Hastalıklara karşı direnci arttırır.
Bitkinliği engeller.
Demir yetersizliğine bağlı anemiyi tedavi eder ve önler.
Doğal kaynakları: Karaciğer, kırmızı et, kurutulmuş şeftali, irmik, yumurta sarısı, istiridye, kabuklu yemişler, fasulye, pekmez, kuşkonmaz, yulaf ezmesi.

Potasyum

Beyne oksijen göndererek zihinsel faaliyetlerimize yardım eder.
Vücut atıklarının çıkartılmasında yardımcı olur.
Kan basıncını azaltmaya yardımcıdır.
Alerji tedavisinde faydası vardır.
Doğal kaynakları: Turunçgiller, domates, tüm yeşil yapraklı sebzeler, nane yaprakları, ayçekirdeği, muz, patates.

Selenyum

Çeşitli kanserlere karşı korur.
Kalp hastalığı ve felç riskini azaltmaya yardım eder.
Genç elastik dokuların korunmasına yardımcıdır.
Sıcak basması ve menopoz sıkıntılarını yatıştırır.
Kepeğin tedavisine ve önlenmesine yardımcı olur.
Sperm sayısını ve erkekteki verimliliği arttırır.
Doğal kaynakları: Deniz ürünleri, böbrek, karaciğer, buğday tohumu, kepek, ton balığı, soğan, domates, brokoli, sarımsak.

Çinko

Dahili ve harici yaraların iyileşme süresini hızlandırır.
Tırnaklar üzerindeki beyaz noktaları yok eder.
Prostat sorunlarının önlenmesine yardımcı olur.
Büyüme ve zihinsel uyanıklığı destekler.
Zihinsel rahatsızlıkların tedavisine yardım eder.
Soğuk algınlığının uzunluğunu ve şiddetini azaltmaya yardımcıdır.
Doğal kaynakları: Et, karaciğer, deniz ürünleri (özellikle istiridye), buğday tohumu, bira mayası, kabak çekirdeği, yumurta, toz hardal.

Manganez

Bitkinliğin giderilmesine yardımcı olur.
Kas reflekslerinin yardım eder.
Osteoporozun engellenmesine yardımcı olur.
Belleği geliştirir.
Sinirsel hassaslığı azaltır.
Doğal kaynakları: Tahıl, fındık, yeşil yapraklı sebzeler, bezelye, pancar.

VE VİTAMİNLERİN ÜÇ ASI

C vitamini

Yaraları, yanıkları ve kanayan diş etlerini iyileştirir.
İdrar yolları enfeksiyonu tedavisinde kullanılan ilaçların etkinliğini artırır.
Ameliyat sonrası iyileşmeyi hızlandırır.
Birçok viral ve bakteriyel enfeksiyonun önlenmesine ve genellikle bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur.
Kansere neden olan maddelerin oluşmasına karşı koymada yardımcı olur.
Damarlardaki kan pıhtılaşmasını düşürür.
Soğuk algınlığının tedavisinde ve önlenmesinde yardımcıdır.
Protein hücrelerini bir arada tutarak yaşamı uzatır.
Doğal kaynakları: Turunçgiller, meyveler, yeşil yapraklı sebzeler, domates, karnabahar, patates ve biberler.

D vitamini

Güçlü kemik ve dişler için kalsiyum ve fosforu kullanır.
A ve C vitaminleriyle birlikte alındığında soğuk algınlığını önler.
Konjonktivitin tedavisine yardımcı olur.
Doğal kaynakları: Balık ciğeri yağı, sardalya, ringa, somon balığı, ton, süt ve süt ürünleri ile güneş ışığı.

E vitamini

Hücresel yaşlanmayı yavaşlatarak daha genç görünmenizi sağlar.
Daha fazla dayanma gücü vermek için vücuda oksijen sağlar.
A vitaminiyle birlikte çalışarak akciğerleri hava kirliliğinden korur.
Çeşitli kanserleri önlemeye yardım eder.
Kan pıhtılaşmasını önler ve çözer.
Yanıkların iyileşmesini hızlandırır.
Kan basıncını düşürür.
Düşüğün önlenmesine yardımcı olur.
Kalp hastalığı ve felç riskini azaltır.
Doğal kaynakları: Erken Hasat Sızma Zeytinyağı, Sızma Zeytinyağı, fındık, Brüksel lahanası, yeşil yapraklılar, ıspanak, kepek, tahıl, yumurta, buğday tohumu, soya fasulyesi.

30 November 2008

Sağlık Olsun - TRT Yayınları - Download

Sağlık Olsun - Kanserli Hastalarla İletişim 19.11.2008
http://uploaded. to/?id=s3fm4h
Sağlık Olsun - Bel Romatizması 17.11.08
http://uploaded. to/?id=8mxucl
Sağlık Olsun - Estetik Ameliyatları 14.11.2008
http://uploaded. to/?id=gdml55
Sağlık Olsun - Tiroit Kanserleri 10.11.2008
http://uploaded. to/?id=87drxy
Sağlık Olsun - Sigara ve Alkol 07.11.2008
http://uploaded. to/?id=h7cms0
Sağlık Olsun - Boyundaki Kitleler 03.10.2008
http://uploaded. to/?id=9cpept
Sağlık Olsun - Türkiye Maternal Eternal Tıp Kongresi 31..11.2008
http://uploaded. to/?id=zz2n1d
Sağlık Olsun-44. Psikiyatri Kongresi 29.10.2008
http://uploaded. to/?id=94c6c4
Sağlık Olsun-Ulusal Kardiyoloji Kongresi (27.10.2008)
http://uploaded. to/?id=is5699
Anoreksiya Nervosa 06.10.2008
http://uploaded. to/?id=zy5qvm
Sağlık Olsun 24.10.2008
http://uploaded. to/?id=j8e7j4
10. İç Hastalıkları Kongresi (17.10.2008)
http://uploaded. to/?id=okhzo7
Romatoid Artrit (10.10.2008)
http://uploaded.. to/?id=3iz2yk

29 November 2008

ÜVEZ

Kış hastalıklarına karşı vücut direncini artırıyor. Son yıllarınan aranan meyvesini hiç bir yan etkisi yok..

Üvez meyvesinin kış hastalıklarına karşı vücut direncini artırıcı özelliği olduğu, bu gibi meyveleri kışın bol miktarda tüketmek gerektiği bildirildi.

Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Resul Gerçekçioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üvez meyvesinin Kuzeybatı Anadolu, Orta Karadeniz Bölgesi ile diğer bazı bölgelerde tüketildiğini söyledi.

VÜCUT DİRENCİNİ ARTIRIYOR

Üvezin, toprak ve su isteği açısından kanaatkar olup atıl tarım alanlarında alternatif ürün olarak kullanılabildiğini anlatan Prof. Dr. Gerçekçioğlu, üvezin tıpta kullanıldığını bildirdi.

ŞEKER VE TANSİYON HASTALARINA İYİ GELİR

Yapılan araştırmalarda üvez meyve kurusunun kaynatılıp içildiğinde ya da yenildiğinde yapraklarının kabız yapıcı etkisi bilindiğini anlatan Prof. Dr. Gerçekçioğlu, ''Taze meyvesi de bol tüketilirse müshil etkisi gösterebilir. Diğer yandan meyve ve özellikle yapraklarının şeker hastalığına iyi geldiği, kan şekerini düşürücü etkiye sahip olduğu laboratuvar testleriyle kanıtlanmıştır'' diye konuştu.

GÖĞÜS YUMUŞATICI

Yine üvezin yapraklarının göğüs yumuşatıcı etkiye sahip olduğunu anlatan Prof. Dr. Gerçekçioğlu, ''Üvez meyvesinin kanamayı durduran ve güçlendirici ilaç olarak kullanımı Hipokrat'a kadar uzanır'' dedi.

''SON YILLARDA ARANAN MEYVE TÜRÜ OLDU''

Üvezin şu ana kadar herhangi bir yan etkisinin olmadığını söyleyen Prof. Dr. Gerçekçioğlu, şunları kaydetti:

''Kış aylarına doğru hasadı yapılan üvez özellikle son yıllarda aranan meyve türü oldu. Üretimin artırılmasında çok kaliteli sanayi ürünü ve inanılmaz bir müşterisi olan meyve haline geleceğine inanıyorum. Son yıllarda üniversitelerde bu konuda akademik çalışmalar başlamış. Bu çalışmaların yakın gelecekte yaygınlaşacağı kanısındayız. Üvezin kış hastalıklarına karşı vücut direncinin artırıcı özelliği var. Üvez gibi meyveleri kışın bol miktarda tüketmek lazım. Çünkü hiçbir yan etkisi yok, tamamen doğal.''

Prof. Dr. Gerçekçioğlu, üvez meyvesinin serin yeri ve nemli ortamları sevdiğini söyledi.

BAĞIRSAKLARI TEMİZLİYOR

Prof. Dr. Gerçekçioğlu, bu meyve üzerinde yapılan son araştırmalarda, içeriğinde tanen (kalp krizini önleyici ve vücut direncini arttırır), sorbitan asidi (altı değerli alkol, karaciğeri güçlendirir), elma asidi, limon asidi, kehribar asidi, tartarik asit, sorbin asidi, C vitamini (antioksidant), amygdalin (bazı türlerinde az olarak rastlanır),

KALP KRİZİNİ ÖNLEYİCİ

uçucu yağlar ve renk maddesi olarak antosiyanin (bağırsak temizleyici, iltihap giderici, müshil, idrar söktürücü, kanamayı durduran ve lenf uyarıcı özelliklere sahiptir) maddeleri tespit edildiğini belirtti.

ÜVEZ

Gülgiller familyasından 5-10 metre yüksekliğinde mayıs-haziran ayında beyaz renkli çiçekler açan ve kışın yaprağını döken bir ağaç olan üvezin meyveleri, küre veya armut seklinde yeşilimsi sarı veya kırmızımsı-esmer renkli ve buruk bir lezzete sahip.

Sarbus aucuparia türü kuş üvezi olarak bilinen ve Kuzey Anadolu'da yaygın olan üvezin, sorbus domestica türünün (üvez) Karadeniz Bölgesi'nde tabii olarak yayılış gösterdiği gibi meyveleri için birçok bölgede yetiştirildiği ifade ediliyor. Üvez meyvesi, muşmula gibi olgunlaştığı zaman yeniyor

28 November 2008

Beyin dopingi: Ceviz

Hasadına başlanan, dışındaki yeşil kabuğu kafa derisini, sert kabuğu kafatasını, içindeki zar beyin zarını, meyvesi ise beynin fizyolojik yapısını andıran cevizin, kimyasal içeriğiyle beyin sağlığını da koruduğu bildirildi.

Son yıllarda, yüksek kesimlerdeki ormanlık alanların ağaçlandırmasında en yaygın meyve türü olarak değerlendirilen ceviz, yaş olarak kilosu 12-15 YTL arasında değişen fiyatlarla alıcı bulurken, uzmanlar da sağlık açısından önemine dikkati çekerek, tüketimini öneriyorlar.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi diyetisyeni Özgen Arı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''cevizin fizyolojik yapısının benzerliğinin yanı sıra içeriğindeki vitaminlerle de beyin dostu olduğunu'' bildirdi.

Cevizin, dışındaki yeşil kabuğu ile kafa derisini, sert kabuğu ile kafatasını, içindeki ince zar ile beyin zarını, meyvesi ile de beynin şeklini adeta birebir yansıttığını belirten Arı, ''Bu benzerliğin yanı sıra sağlık açısından da ceviz tam bir beyin dostu'' dedi.

Şekli ile beynin küçültülmüş bir modeli olan cevizin Omega 3, Omega 6, A, B ve E vitaminleri ile lif yönünden zengin olmasının yanı sıra, beyin için gerekli gümüş iyonlarını da içerdiğini ifade eden Arı, ''Antibakteriyel özelliği olan gümüş iyonları beyin sağlığının koruyucusudur. Ceviz, beynin ihtiyacı olan gümüş iyonlarını içeren tek meyve'' dedi.

Cevizin beyin sağlığına olumlu katkı sağlamasının yanı sıra kalp ve kolesterol için de vazgeçilmez bir meyve olduğunu belirten Arı, ''Ceviz sadece ileri yaştaki bireyler için değil gelişme çağındaki çocuklar için de tüketimi gerekli bir meyve. Cevizi, zihin açıcı, dikkat toplayıcı özelliği nedeniyle ÖSS ve SBS gibi sınavlara giren öğrencilere hararetle öneriyoruz'' dedi.

Cevizin kan kolesterolünü düşürücü etkisinin de bilimsel olarak kanıtlandığına dikkati çeken Arı, cevizin enerji içeriğinin oldukça yüksek olması nedeniyle günde 30-45 gramdan fazla tüketilmesini önermediklerini bildirdi.

23 November 2008

Miyom Tedavisi için Civanperçemi

(Achillea millefolium); yöresel olarak akbaşlı, barsamaotu,
binbiryaprakotu, marsamaotu, beyaz civanperçemi, sarı civanperçemi ve
kandilçiçeği diye de anılır. Hayatımızdan ayrı düşünemeyeceğimiz bir
şifalı bitkidir. Türkiye'de 40 kadar civanperçemi türü bulunmakta ve
bunların birçoğu tedavi amacıyla kullanılmaktadır. Türlerine göre 5-
100 cm yükseklikte, yapraklar yünlü gibi tüylü ve parçalı,
çiçekleri ; beyaz, fildişi beyazı, soluk sarı veya altın sarısı
rengindedir. Çok yıllık ve otsu bir bitkidir. Mavimtrak renkli bir
uçucu yağ taşır. Bu uçucu yağda azulen, limonen, sineol, borneol,
pinenler, seskiterenler vardır. Bitki çayırlarda, dar tarla
yollarında, yol kıyılarında ve tahıl tarlalarının kenarlarında
kümeler halinde yetişir. Güneşli havalarda çevresine aromalı keskin
bir koku yayar. Aslında çiçekleri, güneşin en etkili olduğu saatlerde
toplamak gerekir, çünkü o sıralarda eterli yağları ve şifalı gücü
doruk noktasında olur. (Referans2: T.Baytop)

Ünlü herbalist Kneipp, bir yazısında şöyle diyor (Referans1:
M.Treben): "Arada bir civanperçemi çayı içmiş olsalar, kadınlar pek
çok problemle hiç karşılaşmazlardı!". Adet kanamaları düzensiz bir
genç kız olsun, menopoz dönemindeki veya sonrasında olgun bir kadın
olsun, tüm kadınlar için arada sırada civanperçemi çayı içmek çok
önemlidir. Civanperçemi, akla gelebilecek tüm konularda, dölyatağını
(rahim) en iyi biçimde etkiler. Tanıdığım genç bir kadının birden
dölyatağı kanserine (rahim) yakalandığını duymuştum (Referans1:
M.Treben). Kobalt ışını ile tedavi ediliyordu. Hastanın yakınları,
hiç bir iyileşme umudunun kalmadığını doktordan öğrenmişlerdi. Hemen
içebildiği kadar çok civanperçemi çayı içmesini önerdim. Daha aradan
3 hafta bile geçmeden aldığım bir mektupta, hastanın kendisini iyi
hissetmeye ve kilo almaya başladığını öğrendiğimde büyük bir mutluluk
duydum.

Yumurtalık iltihaplanmasında alınmaya başlanan civanperçemi oturma
banyolarının daha ilkinde ağrılar kesilir ve iltihap yavaş yavaş
gerilemeye başlar. Bu banyolar aynı zamanda, yaşlı kişilerin ve
çocukların yatağa işeme problemlerine karşı ve dölyatağı (rahim)
akıntılarında da başarılı olur. Bu durumlarda ayrıca günde 2 bardak
civanperçemi çayı da içmek gerekir. Dölyatağı kaymasında da
(Prolapsus) uzunca bir süre oturma banyoları alınır, ayrıca günde 4
bardak arslanpençesiçayı içilir ve çobançantası tentürü ile dölyatağı
civarına, vajinadan yukarı doğru masajlar yapılır. Miyomlar da (Kas
yapılı urlar), doktor kontrolünün olumlu bir sonuç vermesine kadar,
uzunca bir süre her gün civanperçemi oturma banyoları alındığında yok
olabilirler. (Referans1: M.Treben)

19 yaşındaki bir genç kızda adet kanamaları bir türlü başlamıyordu.
Doktoru ona doğum kontrol hapı önerdi. Kanamalar yine de başlamadı,
ama kızın memeleri bir hayli irileşti. Bu durumda kız da hapları
kullanmak istemedi. İşte o zaman annesi bana (M.Treben) geldi. Ona,
kızına her sabah aç karnına 1 bardak civanperçemi çayı içmesini
tavsiye ettim. Dört hafta sonra her şey yoluna girmişti ve bugüne
kadar da yolunda gitti. Menopoz döneminde de kadınlar sık sık
civanperçemi çayı anımsamalıdırlar. Bu durumda, iç huzursuzlukları ve
daha başka rahatsızlıklarla karşılaşmayacaklardır. (Referans1:
M.Treben)

Civanperçemi oturma banyoları da sağlık için çok yararlıdır. Kol ve
bacaklardaki sinir iltihaplanmalarında, civanperçemi katkısıyla
yapılacak kol ve bacak banyoları çok rahatlatıcıdır. Fakat, bitki
öğle güneşinde toplanmalıdır. Bu tür banyolar özellikle ilk
alındığında yararlı olurlar ve tüm ağrılar diner.

Dr. Lutze, civanperçemini şu hastalıklara öneriyor: (Referans1:
M.Treben)
� Kanın kafaya sancılı biçimde basıncı
� Baş dönmesi
� Bulantı
� Göz sulanması eşliğindeki göz rahatsızlıkları
� Göz sancıları
� Burun kanaması
� Hava şartlarından kaynaklanan migren krizi

Düzenli olarak içilen bitki çayı ile migren tümüyle iyileşebilir.
Eski bitki kitaplarında civanperçemi, tüm hastalıkların ilacı olarak
nitelendirilmektedir. Bedeni temizleyici etkisi sayesinde, yıllar
boyu yer etmiş hastalıkları bedenimizden dışarı atabiliriz. Önemli
olan, denemektir! Civanperçeminin en iyi biçimde ve doğrudan kemik
iliğini etkilediğini ve orada kan üretimini düzene soktuğunu
özellikle belirtmek gerekir. Bu gücü sayesinde bitki, kemik iliği
hastalıklarında,çay kürleri ,banyolar ve tentür kullanımı yolu ile
yardımcı olabilir. Civanperçemi, akciğer kanamalarının
durdurulmasında etkilidir ve eğir kçkü ile birlikte kullanıldığında
akciğer kanserini iyileştirebilir. Eğir kökü gün boyunca çiğnenir ve
civanperçemi çayı elden geldiğince sıcak olarak ve sık sık
içilmelidir. Bitki çayını koroner yetmezliğinde de hararetle önermek
gerekir. Rahatsız edici vajinal kaşıntılar, bitkinin kaynama suyu ile
yapılan yıkama ve oturma banyoları sayesinde yok olur. Civanperçemi
çiçeklerinden,merhem hazırlanabilir. (Referans1: M.Treben)

UYARILAR:
Civanperçeminin gebelik süresince kullanılmaması tavsiye edilir. Bazı
duyarlı kişilerde allerjik tepkilere yol açabilir. Başkaca bilinen
bir yan etkisi yoktur.

Kullanım Biçimleri :
Çay Hazırlamak:Yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta
boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır (kaynatılmaz), 15
dakika demlendikten sonra süzülür. Aksi belirlilmedikçe günde 3 su
bardağı çay aç karnına veya öğün aralarında içilir.
Bitki Tentürü:Çiçeklenme zamanında toplanan taze bitki ince kıyılır.
Geniş ağızlı bir şişeye gevşekçe doldurulur ve kaliteli bir konyak,
bitkilerin üstüne çıkana kadar eklenir. Şişe 14 gün boyunca güneşte
bekletilir, arada bir çalkalanır ve süre sonunda süzülür.
Merhem Hazırlamak:100 gr tuzsuz tereyağı veya içyağı tavada iyice
kızdırılır. İnce kıyılmış bir avuç kadar taze civanperçemi çiçeği ve
ince kıyılmış 15 taze ahududu yaprağı tavaya atılır, çıtırdamaya
başlayınca karıştırılır ve tava ocaktan çekilerek, üstü kapalı bir
biçimde serin bir yere kaldırılır. Ertesi gün hafifçe ısıtılır,
tülbentten geçirilerek süzülür ve temiz kaplara doldurulur.
Buzdolabında saklanmalıdır!
Oturma Banyosu: Iki büyük avuç dolusu ince kıyılmış taze bitki veya
100 gr kurutulmuş bitki, gece boyunca soğuk suda bekletilir. Ertesi
gün kaynama derecesine kadar ısıtılır ve süzülerek, banyo suyuna
eklenir.

22 November 2008

Cevizin faydaları

1. Cevizdeki yüksek orandaki omega-3 yağ asitleri kalp hastalıklarını, inmeyi, diyabeti, yüksek kan basıncını ve klinik depresyonu azaltıyor. Ceviz tüketimi kandaki kolesterol seviyesini düşürüyor, kalp atışlarında düzensizliği önlüyor.

2. Ceviz kanserden korunma sağlıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

3. Ceviz, damarlarda daha az pıhtılaşma özelliği olan kan tipinin üretimine ve iyi kolesterol oranının kötü kolesterol oranına göre artmasına yardım ediyor.

4. Cevizdeki L-Arginin kan damarlarının iç tarafının pürüzsüz ve düzgün olmasını sağlayarak kan-damar sisteminin rahatlamasını sağlıyor. Cevizdeki yağ asitlerinin kalp hastalıklarını önleme etkileri var.

5. Ceviz, kavrama ve anlamayı geliştiriyor. Asya'da ceviz hâlâ beyin gıdası olarak kabul ediliyor, bu ülkelerde öğrenciler, sınavlardan önce ceviz yiyerek notlarını yükseltebileceklerine inanıyor.

6. Omega-3 yağ oranı düşük çocuklarda daha yüksek hiperaktif olma özelliği, daha fazla öğrenim ve davranış bozuklukları, daha fazla huysuzluk ve uyku düzensizlikleri gözlemleniyor. Ceviz, bu sorunları önleyen omega-3 bakımından çok zengin.

7. Safra taşı oluşumunun önüne geçiyor.

8. Cevizdeki melatonin, beyin bezesi tarafından salgılanan melatoninin insan vücudunun kullanıma hazır formunu içeriyor. Melatonin, gece çalışan, zaman farkından uyku düzensizliği çeken kişilerde uyuma rahatsızlıklarını ortadan kaldırabiliyor.

9. Cevizin, antioksidan özelliği dolayısıyla kardiyovasküler ve sinir sistemine zarar veren parkinson ve alzheimer gibi hastalıkların gelişimini erteleyebiliyor. Ceviz, manganez ve bakır içeriyor.

Beynimiz yeterli yakıt ve oksijen alıyor mu?

Beynimiz vucudun en fazla enerji tüketen organıdır.Vucudumuzdaki mükemmel faliyetlerin beyin tarafından idare edildiğini düşündüğümüzde bunu normal karşılamamız icap eder. Yediğimiz yiyeceklerle beşlenen hücrelerimizdeki enerji ocakları (mitokondriler) aldığımız oksijenle adeta körüğün ateşi canlandırdığı gibi harekete geçerek yiyecekleri enerjiye dönüştürmekle görevlendirilmiştir.

STRES, OKSİJENİ NASIL ENGELLER?

Endüstrileşme, şehir hayatı ve hava kirliliği stresli hayatla iç içedir. Yapılan çalışmalar Amerika gibi sanayide ileri ülkelerde ve büyük şehirlerde insanların akciğerlerini tam kapasite doldurmadıklarını ve doğru nefes alamadıklarını gösteriyor. Bu ülkelerde panik atak gibi hastalıklar da doğal ortamlarda yaşayan kişilere göre daha fazla görülüyor. Stres, beden kimyasında meydana gelen değişiklikle damarları sıkar ve kılcal damarlarımızın hücrelerimize oksijen götürmesini engeller, buna bağlı olarak düşünme bozuklukları, vücudumuzda karıncalanmalar, uyuşmalar, ağrılar ortaya çıkar.

NELER OKSİJENİ BLOKE EDER?

Yeme bozuklukları, diyabet, demir eksikliği, tiroid problemleri, damar hastalıkları gibi organik problemler sebebiyle beyine yeterli oksijen ve glikoz gitmemesi de zaman içinde düşünce bozukluklarına yol açmaktadır.

'AZ OKSİJEN' PSİKOLOJİYİ BOZAR MI?

Psikolojik problemlerin büyük bir kısmı beyne yeterli oksijen gitmemesinden ve glikozun uygun seviyede alınmamasından kaynaklanmaktadır. Doğru nefes alma ve dengeli beslenme bu sebeple çok önemlidir. Beyinde bazı bölgelerin düşme, yaralanma ve doğum esnasında yeterli oksijen alamama gibi sebeplerle hasar görmesinin ve geçirilen streslerin beden kimyasına etki etmesinin (travma sonrası stres bozuklukları) öğrenme güçlükleri ve davranış bozukluklarına yol açtığı bilinmektedir.

OKSİJEN YOKSUNLUĞU NEYE YOL AÇAR?

Takıntılı düşüncelerle kendisini ortaya koyan obsessif kompulsif bozukluk diye bilinen psikolojik problem bu tür nedenlerle de ilişkili olan bir düşünce bozukluğudur. Panik atak, konuşma problemleri, konsantrasyon ve motivasyon problemlerinde de stresin etkisiyle doğru solunum yapılmadığı görülmektedir.

STRESLE NASIL BAŞ EDEBİLİRİZ?

Stres doğru yönetilirse bizi harekete geçtirir ve gelişmemizi sağlar. Bununla beraber zararlı etkilerinden korunmak için stresle başa çıkma yollarını bilmemiz gerekir. Bunları şu şekilde özetleyebiliriz: Temiz hava almak ve doğru solunumu bilmek, dengeli beslenmek, yeterli uyku uyumak, kaslarımızı gevşetebilmek, dinlenmek ve spor yapmak. Ayrıca aile ve arkadaş ilişkilerine önem vermek, kişilik geliştirici çalışmalarda bulunmak, sevdiğimiz hobilerle uğraşmak, problemlerimizi soğukkanlılıkla çözmeye çalışmak, olumlu düşünmek.

BEYİN OKSİJENİ NASIL KULLANIR?

Verimli düşünebilme konuşunda yapılan çalışmalar göstermektedir ki beyne uygun şekilde daha fazla oksijen gitmesi, motivasyon, ezberleme, öğrenme, anlama gibi zihinsel faaliyetlerin verimini artırmaktadır. Beynin ihtiyacı olan enerjiyi sağlayan adeta beynin yakıtı durumundaki glikozun uygun şekilde, (ne fazla ne de eksik) alınması da verimi artırmaktadır. Zira beyin glikozu depolayarak, sürekli kan dolaşımı yoluyla kandan sağlamaktadır.

NEFES ALMAYI BİLİYOR MUYUZ?

En sağlıklı nefes alma şekli nefesin burundan alınıp ağızdan verilmesi, sessiz ve ağır olmasıdır. Kendiliğinden alıp verdiğimiz nefesler arasında derin nefesleri de kendiliğinden alıp vermemiz gerekir. Bu düzen bazen bozulur. Bu durumda kişinin günde birkaç defa derin nefes almayı alışkanlık haline getirmesi gerekir. Nefes egsersizi şu şekilde yapılabilir: Nefes alma egzersizine başlamadan önce sağ elinizi karnınızın, sol elinizi göğsünüzün üstüne koyun ve gözlerinizi kapatın. Nefes almadan önce ağzınızdan nefes vererek akciğerlerinizi iyice boşaltın. (Nefes verirken ciğerler zorlanmamalı ve nefes itil meden kendiliğinden çıkmalıdır.) Ciğer kapasitenizi hayali olarak üçe bölün. Ve bir, iki diye içinizden sayarak adeta bir balon şişirir gibi akciğerlerinizin bütününü doldurduğunuzu hayal edin. (Bu yaklaşık 5 saniye süre alır.) Önce ciğerlerinizin alt kısmını, sonra orta kısmını, en sonra da üst kısmını doldurduğunuzu hayal edin. Bu arada karnı nız da şişecektir. Kısa bir süre bekleyin. Bir iki diye sayarak nefesinizi aldığınızın iki katı sürede boşaltın. İki saniye kadar bekleyin. Simdi aynı şekilde bir derin nefes daha alıp verin. Egzersizi bir kere daha tekrarlayıncaya kadar mutlaka en az dört beş normal nefes alın. Bu şekilde normal nefes almadan derin nefes almaya devam etmek baş dönmesine sebep olabilir.

(Uzman Psikolog Farika Teymur Artır, 11-2008)

21 November 2008

Hibiskus, Hibiküs, Hibiscus sabdariffa - Şeker hastalarına şeker düşürücü

Karabamya

Afrika Bamyası

Familyası: Ebemgömecigiller, Malvengewaechse, Malvaceae

Drugları: HibiskusÇiçekleri: Hibisci flos
Hibiskus?un aslında çiçeklerinin kupa yaprakları ve dış kupa yaprakları çay ve natürel ilaç yapımında kulanılır. Taç yaprakları ise kulanılmaz.

Giriş: Eskiden hibiskus türleri ile bamya türleri birlikte zikredilir iken günümüzde ebemgömecigillerin bir alttürevi olan bu iki tür ayrı alt gruplara ayrılmıştır. Bu nedenle hibiskus Türkiyede karabamya veya Afrika bamyası diye anıla gelmiştir. Almanyada ise çok meşhur bir Yazarın (M. P.) hibiskus?dan bahsederken yanlışlıkla Japon Çiçeğinin fotograflarını yayınlamış ve onun botanik yapısından bahsetmiş ve bir diğer önemli yazar ise hibiskus yerine bamya?dan bahsetmesi nedeniyle zihinleri karıştırmışlardır.

Doğrusu bende önceleri çok yanılmış ve yanlışlıkla başka bitkilerin fotograflarını çekmiştim. Ağustos 95?de Üniversitenin botanik bahçede gezerken tesadüfen hibiskus?u görüp altındaki latince tabalayı okuyunca doğrusu çok şaşırdım. Fakat sonunda yüzdeyüz emin olarak gönül rahatlığı ile bu bitkidende bahsetme cesaretini kendimde buldum.

Botanik: Genelikle bir yıllık bir bitki olup boyu 2 metreye kadar ulaşan , çok çatalı otsu bir bitkidirYaprakları gövedeye oturmuş ğç parça ortadaki parçası uzunca ucu sivri dil şeklinde kenarları kertikli koyu yeşil renklidir.

Çiçekleri beyaz veya hafif pemepemsi beyaz geniş kalp şeklinde göbeğe doğru koyu vişneçürüğü rengini alan taç yaprakları beş adet olup vede ortada bir demet sarı dölenme tozluğu bulunur.

Taç yaprağını kavrayan kupa yaprakları açık veya koyu vişneçürüğümsü yeşil renkte olup üzeri tüylü, kalın etli bir yapıya sahiptir vede bunu etrafını çeviren ayrıca 8-12 adet daha ince, küçük dış kupa yaprakları mevcuttur. Çay ve natürel ilaç yapımında bu kupa yaprağı ile dış kupa yaprağı kulanılır diğer kısımları kulanılmaz.

Yetiştirilmesi: Eskiden vatanı Sudan olan bu bitki günümüzde hemen hemen tropik ve subtropik ülkelerde yetişmekte ve hatta Almanya gibi iklimi ılıman olan ülkelerde bile yetişmektedir. Türkiyenin hemen her bölgesinde yetiştirilebileceği kanatindeyim.

Hasat zamanı: Çiçekleri solduktan sonra kupa yaprakları tekrar kapanır ve kurumaya başlar bu zaman toplanır ve kurutulduktan sonra nemde uzak bir yerde porsenal kablarda muhafazaedilir.

Birleşiminde: Geniş bilgi: Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp isimli kitabımızda mevcuttur.
Araştırmalar: Geniş bilgi: Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp isimli kitabımızda mevcuttur.
Tesir şekli: Geniş bilgi: Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp isimli kitabımızda mevcuttur.

Kulanılması: a-) Üniversite kliniklerinde tedavi denemeleri ve araştırmalar yapılmamıştır. Bu nedenle bugünkü bilgilere göre 2. sınıf bir şifalı bitkidir. Hibiskus yerine göre daha etkili olan başka bitkiler kulanılmalıdır örneğin: Pekliğe karşı Ravent-, Keten-, Sinameki-, Nane-, Akdiken-, veya Gökçek İksiri daha etkildir.

b-) Komisyon E?nin Alman sağlık bakanlığınabağlı olarak çalışan Komisyon E?nin 01.02.1990 tarih ve 22a nolu monografi bildirisine göre hibiskusun tatlandırıcı, renk verici ve aroma verici olarak kulanılabileceğiaçıklanmıştır.

c-) Afrikada halkarasında müshil yapıcı ve renk verici olarak kulanılır. Ayrıca çok az oranda iştahaçıcı ve iltihapları önleyici özeliği olduğu ileri sürülmektedir. Fakat Afrikada asıl hararete karşı serinletici olarak kulanılmaktadır.

Çay: Bir kahve kaşığı ince kıyılmış, kurutulmuş hibiskus kupa yaprağı demliğe konur ve üzerine 300-400 ml kaynarsu doldurulduktan sonra 5-10 dakika demlemeye bırakıldıktan sonra süzülerek içilir.

Yantesiri: Bilinen bir yantesirir yoktur.

Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler http://www.dogaltedavi.net/350ifali-bitkiler-g-ke/4008-hibiskus-hibikus-hibiscus-sabdariffa.html